ALTIN 258,3979
DOLAR 5,7157
EURO 6,4111
BIST 98.028
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 26°C
Gök Gürültülü

Şeyhülislâmlık Müessesi

Şeyhülislâmlık Müessesi

 ŞEYHÜLİSLAMLIK

Hicri 4. asrın 2. yarısında ortaya çıkan ‘’Şeyhülislâm’’ tabiri fukaha arasındaki ihtilaflı meseleleri halledebilen âlimler için, bir şeref ünvanı olarak kullanılmıştır. Şeyhülislâm ünvanı hicri 15. Asırda Horosan bölgesinde ortaya çıktığı bilinmektedir. Yine bu asırdan itibaren islam kelimesi, pek çok kelimeye izafe edilerek kullanılmaya başlanmıştır. [‘Fahru’l-İslam (İslam’ın Gururu)’, ‘Imâdu’l-İslam (İslam’ın Direği)’, ‘Hüccetü’l-İslam (İslam’ın Delili)’, ‘Rüknü’l-İslam (İslam’ın Temeli)’, ‘Zeynu’l-İslam (İslam’ın Süsü)’, ‘Ziyâu’l-İslam (İslam’ın Işığı)’] Fakat bütün bu tabirler arasında sadece Şeyhülislâm terkibi devamlılığını muhafaza edebildi, diğerleri ise unutulup gitti. İslam tarihinde bütün bu ünvanların Müslümanlar arasındaki dini meseleleri çözebilecek seviyede bulunan ulemâ için verildiği görülmektedir. Şeyhülislâm tabiri ile birlikte kullanılan öbür deyimlerden bir kısmı, dünyevî iktidar sahipleri (bilhassa Fâtımî vezirleri) tarafından da kullanılıyordu. Ama ‘’Şeyhülislâm’’ ünvanı, daima ulemâ ve sûfilere has olarak istismal ediyordu. Tarihimizde Şeyhülislâm’lık müessesesi bugünkü Adalet, Milli Eğitim Bakanlığı ve Diyanet İşleri Reisliği’nin faaliyetlerini kendisinde toplayan büyük bir teşkilattı. Şeyhülislâm kavramı, İslam aleminde hicri 4. asırda ve m.10. yüzyılda ortaya çıkmışsada bu unvan o dönemde, resmi bir nitelik taşımıyordu. Fakihlere ve Fetvaları ile şöhret bulan İslam bilginlerine verilen bir ‘’şeref ünvanı’’ idi. Diğer ünvanlardan farklı olarak bu ünvan sürekliliğini korumuştur. Osmanlı Devletinden önce de varlığından, haberdar olduğumuz bu müessese Osmanlılarda olduğu gibi resmi değildi. Osmanlı Devletinden önce ortaya çıktığını belirttiğimiz bu şeref ünvanını almaya hak kazananları üç kategoride müteala edebiliriz:
1. Sadece kendi zamanlarındaki bir şehir halkı tarafından kendisine bu unvan verilenler,
2. ‘’Şeyhülislâm’’ ünvanı ile her tarafta şöhret bulmuş olanlar,
3. Fetva ile icazetnâmeyi birlikte verebilen ve bu isimle şöhret bulmuş olanlar.

 

 

OSMANLI DEVLETİ’NDE ŞEYHÜLİSLÂMLIK MÜESSESESİ

 

Osmanlı Devleti, köklü müesseselere sahip olduğu için uzun yıllar varlığını sürdürmüştür. Bu müesseselerden biri olanda Şeyhülislâmlık makamı en yüksek otoriteyi temsil etmektedir. Osmanlıların uzun süren hükümranlık döneminde ‘’Şeyhülislâm’’ ünvanının ne zaman kullanılmaya başlanıldığı kesin olarak bilinmediği gibi ilk defa bu ünvanı alan zatın kimliği dahi tespit edilememektedir. Osmanlı Devleti şer’î bir devlettir. Şer’î bir devlet olduğu içinde dini kuralların iyi bilinmesine ihtiyaç vardır. Böyle olunca ulemanın devletteki yeri önem kazanmaktadır. Bunun için devletin en yüksek kara organı olan divanda birer Şeyhülislâm namzedi olan kadıaskerlere verilmiştir. Nihayetü’l-Emirde bütün ulemanın başkanı şeyhülislâm olduğuna göre bir bakıma şeyhülislâmlık Osmanlı Devlet’inde şer’îliğinin tabiî gereğidir. Osmanlı Devlet düzeninde Askeri sınıf (yönetenler) ve Reaya sınıfı (yönetilenler) olmak üzere iki sınıf vardır. Askeri sınıf kendi arasında seyfiye, mülkiye ve kelamiye olmak üzere üç sınıfa ayrılırdı. Bütün bu sınıfların başında padişah bulunurdu, padişahtan sonra sadrazam gelirdi ve onun adına işleri yürütürdü. Üzerinde durmak istediğimiz ilmiye sınıfının örgütlendiği kurum ise, şeyhülislâmlık ve başında bulunan kişiyede şeyhülislâm denirdi. Bu kurumda ulema, müftü, kadı, müderris, vaiz, imam, hatip ve dersi âmlar bulunurlardı. Osmanlılarda ‘’Şeyhülislâmlık’’ ünvanını ilk defa Fatih Sultan Mehmet’in Kanunnâmesi’nde görmekteyiz: Şeyhülislâm ulemanın reisidir. Yalnız II. Mehmed’inKanunnâmesinde Şeyhülislâm ‘’ulemanın reisi’’ olarak gösterildiğine göre, Fatih’ten önce bu ünvanın resmen kullanılmış olduğu tahmin edilebilir. Şeyhülislâm ünvanının siyasi otorite tarafından başkent müftüsüne verilmesi ve böylece ‘’Şeyhülislâmlık’’ın devlet örgütüne girmesi II. Mehmed zamanından önce II. Murad zamanında 1444’den sonra olmuş ve bu makama ilk defa Fahreddin-i Acemî’nin atandığı belirtilmektedir. Aslında Fahreddin-i Acemî’den öncede fetva görevi ile çeşitli kişiler görevlendirilmiştir. Şeyh Edebali, Dursun Fakih, Şemsettin Fenarî gibi kişiler fetva işi ile ilgilenmiş görevlilerdir. Fakat bunlara resmen ‘’Şeyhülislâm’’ ünvanı verilmemiştir. Bazı tarihçiler ise ilk resmi Şeyhülislâmı II. Murad döneminde Molla Şemsettin Fenarî olduğunu ileri sürmektedirler. Bu zat müderris ve Bursa kadısı iken 1424’te ‘’Müftiyü’l-Enâm’’ olmuş ve üç vazifeyi beraber yürüttüğünü yazmaktadırlar. Böylelikle ‘’Şeyhülislâmlık’’ kuruluşunun Molla Fenarî ile başlatmanın itibârî bir düşünce tarzı olduğu görülmektedir. 1339-1402 yılları arasında hüküm süren I. Beyazıt, dinsel sebeplerden ziyade jeopolitik kaygılarla Anadolu’da doğrudan fetih politikalarına girişmiş ve bu girişim de dindaşı Timur’un hareketi geçmesini yol açmıştır. Beyazıt’ın 1402’de gerçekleşen Ankara Savaşı’nı kaybetmesi, oluşum halindeki Osmanlı devletini, Beyazıt’ın dört oğlu tarafından başlatılan ve dört koldan yürütülen bir iç savaş ortamına sürüklemiş. Her ne kadar bu iç çatışmaya da savaş, I. Mehmet’in zaferi ile sona ermiş olsa da 1413-1421 yılları arasında hüküm süren I. Mehmet döneminin tamamen güvenli bir dönem niteliğinde olduğu da söylenemez. Panteist ve Komünal görüşlere sahip Şeyh Bedreddin’in, Düzmece Mustafa’nın meydan okumasıyla yüz yüze kalmış. I.Mehmet kendi egemenliğine yönelik bu kalkışmaları sert bir şekilde bastırmaya çalışmış ve bu arada 1416’da Şeyh Bedreddin’i idam etmekle beraber, Düzmece Mustafa’yı bertaraf etmekte başarılı olamamış. Bunun üzerine I. Mehmet saltanatını oğlu Murad’a bırakmış. Buna rağmen, ardından yeniden canlanan ve muhalifleriyle mücadele halinde olan bir devlet bırakmıştır. 1421-1451 arasında hüküm süren II. Murad, saltanatının başlarında sayısız isyanla karşı karşıya kalmış, bunlardan en baskını olan Düzmece Mustafa isyanını 1422’de etkisiz hale getirdikten sonra, 1423’te kardeşi Mustafa’nın isyanıyla yüz yüze gelmiş ancak bunu da bastırmayı başarmıştır. Böylece II. Murad kendi yönetimine yönelik en ciddi tehditlerini bastırmış olmakla birlikte ülke üzerindeki kontrolü tam olarak sağlayamamış. Ayrıca, kuzeni Orhan’ın Bizans destekli tehdidiyle de yüz yüze gelmiş. II. Murad saltanatı sırasında bir yandan iş ve dış tehlikelerle baş etmeye çalışırken, diğer yandan toparlanmaya başlayan Osmanlı Devleti’ni merkezileştirmeye gayret etmiş; bunu da özellikle devşirme sistemiyle oluşturduğu sultana bağlılıklarıyla ve Osmanlı monarşisine sadakatleriyle öne çıkmaya başlayan kapı kullarıyla yapmaya çalışmış. Ancak bu yöndeki çabaları da, Türk aristokratik zümre ve ‘’gaziler’’ arasında memnuniyetsizliklere ve muhalefete yol açmıştır. Kimi Müslüman kesimler Şeyh Bedreddin’in, sosyalist öğretinin öncü nüvelerini bünyesinde barındıran fikirlerinden ve onun takipçileri olan Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal’in görüşlerinden kendilerine sığınak bulmuşlar ve özellikle Rumeli’de devlet teşkilatını zorlamaya başlamışlardır. Bu gelişmelere bağlı olarak II. Murad’ın Mehmet Şemsettin Fenarî’yi (1350-1431) ilk Şeyhülislâm olarak atamasına yol açan sebepleri şöyle sıralayabiliriz: Birincisi, yüksek bir İslam devleti yaratmada dine başvurmak bir zorunluluktu. İkincisi, yüksek dini bir makam sultanın iç muhaliflerini zayıflatmak için kullanılabilirdi. Burdan da anlaşılacağı gibi Şeyhülislâmlık makamı fetret devrinden sonra Osmanlı Devleti’nin toplanma dönemlerinde II. Murad zamanında ortaya çıktığı görüşler arasındadır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.