Edebiyat Hikayelerle Osmanlı

Osman Gazi

Yazar ADMİN

Babası:Ertuğrul Gazi
Annesi:Hayme Hatun
Doğumu:1258
Beyliği:1299
Vefatı:1326

Benim ismim Osman. Kara Osman da derler bana. Dagda, ovada çok dolaştığım için yüzüm hep güneşten yanar, tenim esmerleşirdi. Bunun için de adım Kara Osman olup çıkmıştı. Bir zamanlar ben de küçücük bir çocuktum. Ama önce Kayı boyunun beyi, daha sonra da koskoca Osmanlı Devleti’nin padişahı Osman Gazi oldum. Türk ve cihan tarihinin en büyük devletinin ilk temel taşlarını koyan bey benim. Ben Osman Gaziyim.

1258 yılında Söğüt’te doğmuşum. O yıl bereket yılı olmuş. Koyunlar, çifter çifter doğuruyor, meyve yüklü agaç dalları yerlere kadar eğiliyormuş. Toprak bire on vermiş ve ambarlar doldukça dolmuş. Anam Hayme Hatun bana bunları anlatırken, “Bize ugurunla geldin yiğidim. Umarım ömrünün sonunu kadar da böyle olursun, derdi.”

Benim üç de ağam vardı. Birinin adı Savcı, ötekinin Gündüz, üçüncüsü de San Yatu. Babam oraların, yani Kayı boyunun beyi Ertugrul Gazidir. Onun oglu olmaktan her zaman gurur duydum. Çok küçükken bile hep onun gibi cesur, mert ve âdil olmak isterdim.

Atalarım Oğuz Türklerindenmiş. Biz buralara ta Türkistan’dan gelmişiz; yani Orta Asya’dan. Atalarım Anadolu’ya gelinceye kadar pek çok yerde otağlarını kurup yurt edinmek istemişler ama düşmanları hiç rahat bırakmamış ki! Onlar da yollara düşüp yaşayabilecekleri bir yer aramaya başlamışlar.

Bir gün yine böyle bir göç sırasında, kıyasıya çarpışan iki ordu görmüşler. Bir tarafta ta Selçuklu sultanı Alaaddin Keykubat’ın askerleri, diğer tarafta ise Moğol ordusu varmış. Iki taraf da kıyasıya mücadele ediyor, oklar atılıyor, kılıçlar can alıyormuş. Çok kan dökülmüş, çok babayigit ölmüş. Atalarım önce bu olaya karışmak istememişler. Çünkü onların niyetleri kimseye bulaşmadan, sessiz sedasız yollarına devam etmekmiş. Bir ara Selçuklu ordusunun çekilmeye başladığını görmüşler ama Moğollar, Selçukluların peşini bırakmıyorlarmış.

Babam Ertuğrul Gazi hemen boyumuzun yaşlılarını tcplaylp ne yapmaları gerektiğini sormuş. Konuşmuş, tartışmışlar, sonra da “Mogollar daha önce yurdumuzu işgal edip bizi topraklarımızdan atmadılar mı? Öyleyse biz de Selçuklu’ya yardım ederiz.” demişler.

Böyle bir karar verilince, boyumuzun tecrübeli yigitleri fırtına gibi savaş alanına girmişler. Kıyasıya bir mücadele başlamış. Çekilmeye başlayan Selçuklu ordusu da geri dönünce, Mogollar iki kılıç arasında kalmışlar. Savaş güneş batıncaya kadar devam etmiş. Iki taraftan da çok canlar gitmiş ama Selçuklular o gün büyük bir zafer kazanmışlar.Bu sonuca çok sevinen Selçuklu sultanı, Söğüt kışlagiyla, Domaniç yaylagını Kayı boyuna hediye etmiş. Babam Ertuğrul Gaziyi de batı Anadolu’ya uç beyi olarak atamış.

Atalarım devamlı kalabilecekleri bir yer buldukları için çok mutlu olmuşlar. Çünkü artık onların da ‘vatanım’ diyecekleri bir yerleri varmış. Hemen Domaniç yaylagına otağlarım kurmuşlar. Koyunlar, kuzular çayırlara yayılmış. Ocaklar tutuşturulup, aşlar pişirilmiş, şölen sofraları kurulmuş. Bizimkiler oralara yerleştikten sonra hiç boş durmamışlar. Zaman zaman sınırı geçen Moğollarla bazen de Iznik’teki Rum imparatoru Teodor Laskaris’in adamlarıyla mücadele etmişler. Ayrıca etrafları Bizans tekfurlarının kaleleri ile çevrili oldugu için her zaman dikkatli olmak zorundalarmış. Bazıları ile dostluk kurarken, kendilerini korkutup sindirmeye çalışanlara da gereken dersi vermişler.

Sögüt ve Domaniç, yemyeşil çimenlerle kaplı çok güzel bir yerdi. Derelerden köpük köpük sular akar ve hava mis gibi çiçek kokardı. Kocaman tepelerin çevrelediği bu büyük ovada çadırlar kurmuştuk. Koyunumuz, keçimiz buralarda yayılırdı. Sütümüz kaymagımız çok boldu. Biz onları yiyerek güçlenir, sonra da Domaniç yaylasında at koştururduk. Yüksek tepelerde kartallar otururdu. Ben onlara baka baka büyüdüm.

Anam, “Aslan oglum, gözümün nuru, gel seni bir öpeyim” der, sanlır, koklaşırdık.

Babam, “Buraya gel Osmanc1k, seninle konuşacaklarım var” diye beni yanına çağırırdı. Sonra da kaşlarını çatarak “Artık kocaman bir delikanlı oldun. Ananın peşinden koşmak yakışık alır mı? Senin ok atmak, at binmek ve kılıç çalma zamanın gelmedi mi daha?” diye sorar, sonra da sevgiyle gözlerimin içine bakardı.Ben cevap veremez, susardım. Oysa ata binmeyi zaten öğrenmiştim. O zamanlar bembeyaz bir tayım vardı. Adını da Köpük koymuştum. Bütün gün onun üstünde dag tepe dolaşır dururdum.

Aslına bakarsanız ben ata binmeyi biraz zor ögrendim. Çok düştüm kalktım, çok canım yandı ama sonunda egerin üstünde durmayı başarabildim. Beni düşerken gören kızlar gülüşüp duruyorlardı. “Varsın onlar benimle eglensinler” diyordum “Bir şahin gibi nasıl uçtugumu sonunda görecekler.”

Gerçekten de bir süre sonra oraların en iyi binicisi ben olmuştum ve kızlar hayran hayran beni seyrediyorlardı.

Nasıl ok atılacağını da Konur Alp emmimden öğrenmiştim. Köyün dışındaki kıtlık alanda kocaman bir agacı nişangâh yapmıştık. Akşamüstleri beni alıp oraya götürür, nasıl ok atılacağını gösterirdi. Ok nasıl tutulur, yay nasıl çekilir, parmaklar nerede durur? Bütün bunları bana bir bir anlatırdı. “Bir gün gelecek kılıç çalmada da usta olacaksm.” derdi.

Bizim boyumuzun en büyük eğlencesi cirit oynamaktı. Cirit sadece bizim değil, bütün Türk boylarının yaptığı bir yarışma ve bir eğlenceydi. Atların üzerine binmiş erkekler ellerindeki küçük sopaları birbirine atar, vurulan kişi oyun dışı bırakılırdı. Ya
nı atlar doludizgin koşarken, bir taraftanda sıze savrulan sopayı yakalamak zorundaydınız. Aslına bakarsanız bu bir savaş oyunuydu. Oyunu kazanan bazen bir koyun, bazen de bır ınekle ödüllendirilirdi.Biz çocukların en çok istediği şey ise ileride iyi bir cirit ustası olmaktı. Hayaller kurar, rüyalarımızda cirit oynadığımızı görürdük.Arada bir arkadaşlarla çayırda güreş yapardık da kimse sırtımı yere getiremezdi. Yani gücü kuvveti yerinde bir çocuktum ben. Bir gün dere kenarında oturmuş balık tutuyorduk. Yanımda Abdullah’la, Balaban vardı. Balıkları ürkütmemek için hiç birimiz ses çıkarmıyor ve dikkatle elimizdeki kamışlara bakıyorduk. Bir ara Balaban, “Hey şuraya bakın! Olta nasıl oynuyor? Galiba balık geldi?” diye bağırdı. Ipin oynayışından balığın ne kadar büyük olduğu hemen anlaşılıyordu. Balaban, ayağa kalkıp oltayı çekmeye başladı ama gücü yetmedi. Sonra bana dönüp, “Osman! Yardım et, balıgı kaçıracagız!” diye seslendi. Abdullah’la ikimiz koşup yanına vardık ama o sırada balık, ipi öyle kuvvetli çekti ki Balaban paldır küldür suyun içine yuvarlandı.O hâlâ oltayı bırakmak istemiyor, sürüklenmeye razı oluyordu. Hemen suya atladım. En önde balık, arkada Balaban ve sonra da ben, suların içine batıp batıp çıkıyorduk. Işin kötüsü ne Balaban ne de ben yüzme bilirdik. Abdullah ise dere kenarında koşuyor, avazı çıktığı kadar bagırarak yardım istiyordu. Ama kimse bizi duymadı. Neyse ki suyun içine devrilmiş bir söğüt ağacı kurtarıcımız oldu. Köklerine sıkı sıkı sarılıp derin bir nefes aldık. Kenara çıkıp çimenlerin üzerine sırt üstü yattık, ama uzun süre konuşamadık. Abdullah gözlerini kocaman açmış, korkuyla bizi seyrediyordu. O kadar yorgunduk ki ancak akşama doğru çadırlarımıza dönebildik tabi ellerimiz boş olarak.Ben bir bey ogluydum ama diger çocuklardan hiç farkım yoktu. Onların yedigini yer, onlar gibi giyinirdim. Arkadaşlarla birlikte keçileri gütmek için daglara çıkardık. Süleyman çok güzel kaval çalardı. Keçiler kaya diplerinde otlarken, biz de sırtımızı bir agaca yaslar türküler Söylerdik. Ah o türküler!… Bazen de oturur hayaller kurardık. Yani benim çocukluğum diger çocuklardan hiç farklı olmadı.

Beyliğim

Babam Ertuğrul Gazi ölmeden önce beni boyumuzun reıslıgıne aday göstermişti. Agalarım buna razı olmuş, kimse de ses çıkarmamıştı. Babamın ölümünden sonra ise boyumuzun bazı ileri gelenlerı Dundar emmimin bey olmasını istediler. Çok kavgalar edildi, kötü günler geçirdik ama babamın gazi yoldaşları bana destek oldular.

Gazi Abdurrahman, Akça Koca, Saltuk Alp, Aykut Alp, Ak Timur, Kara Mürsel, Samsa Çavuş ve Şeyh Edebali’nin yardımlarıyla 1281 yılında beyliğin başına geçtim.

Benim bey oluşumun kutlamaları yapılırken, kayınpederim Şeyh Edebali bir konuşma yaptı. Bana şunları söylüyordu:

“Ey oğul, artık beysin

Bundan sonra öfke bize, uysallık sana Güceniklik bize, gönül almak sana. Suçlamak bize, katlanmak sana. Anlaşmazlık bize, adalet sana. Haksızlık bize, bağışlamak sana.Ey oğul! Sabretmesini bil. Vaktinden önce çiçek açmaz. Şunu da unutma; İnsanı yaşat ki,devlet yaşasın! Ey oğul, işin ağır, Işin çetin, gücün kula bağlı. Allah yardımcın olsun. Güçlüsün, kuvvetlisin, Akıllısın, söz söylemekte ustasın. Ama bunları nerede, Nasıl kullanacağını bilmezsen, Sabah rüzgârında savrulur gidersin. Ofken ve nefsin bir olup aklını yener. Daima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın.
Dünya senin gözlerinin gördüğü gibi değildir. Bütün bilinmeyenler, fethedilmeyenler, görülmeyenler, Ancak sen faziletli ve ahlaklı olursan, gün ışığına çıkacaktır:

Ey oğul! Ananı atanı say.

Bereket büyüklerle beraberdir.

Inancını kaybedersen, yeşilken çöle dönersin. Açık sözlü ol, her sözü üstüne alma. Gördüğünü görme, bildiğini bilme. Sevildiğin yere sık gidip gelme.

Ey oğul! Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir. Bir de şunu söylerim ki;Haklıysan mücadeleden korkma!
Şeyhimin bu nasihatlerini ömrüm boyunca hiç unutmadım. Her zaman onun gösterdiği yolda yürümeye çalıştım.

Osman Gazi Devrinde Neler Oldu?

1281 / Osman Gazi, Kayı boyunun beyi oldu.

1284 / Ermeni-Derbendi savaşı yapıldı.

1285 / Kulaca Hisar fethedildi.

1286 / Birleşik düşman kuvvetlerine karşı Ikizce Zaferi kazanıldı. ‘ 1288 / Karaca Hisar fethedildi.

1289 / Selçuklu sultanı üçüncü Alaaddin Keykubat tarafından 05man Gazi’ye Eskişehir ve Inönü taraHarı verildi.

1298 / Nilüfer Hatunla Orhan Bey evlendi.

1300 / Yenişehir başkent oldu.

1302 / Köprü Hisar fethedildi.

1303 / Iznik kuşatıldı.

1314/ Bursa kuşatıldı.

1321 / Mudanya fethedildi.

1326 / Bursa fethedildi ve Osman Gazi vefat etti.

Osman Gazi Devri Toprakları

Yazar Hakkında

ADMİN

Yorum yap