ALTIN 247,9266
DOLAR 6,0605
EURO 6,7623
BIST 85.208
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 26°C
Parçalı Bulutlu

Kaşgarlı Mahmud

Kaşgarlı Mahmud

  Kâşgarlı Mahmud’un hayatı hakkında ne yazık ki elimizdeki bilgiler sınırlıdır. Eldeki en önemli ve en doğru bilgiler Divanü Lugati’t-Türk’ten yapılan çıkarımlardır. Ancak Divanü Lügati’t-Türk eserinden önce yazdığı ve günümüze kadar gelmeden kaybolmuş gramer içerikli ‘’Kitabu Cevahirü’n Nahv fi Lugati’t-Türk’’ (Türk Dili’nin Nahiv Cevherleri) adlı eserinde büyük ihtimalle hayatı hakkında da geniş bilgi sunmuştur.

Divanü Lugati’t-Türk’ten edinilen bilgiye göre asıl ismi Mahmud bin Hüseyin bin Muhammed el Kâşgarî olup, nerede ne zaman doğduğu ve öldüğü, Bağdat’a ne zaman geldiği tam olarak bilinmemektedir. Aslen Barsganlı mı, yoksa Kâşgarlı mı, yoksa bir başka yerli mi olduğu hususunda da ihtilaflar mevcuttur. Ancak Barsganlı olduğu görüşü ağırlıklıdır. Doğum ve ölüm yılları hakkında bir görüşe göre ise 1029-1039 yılları arasında Kâşgar’da hükümdar ailesinde doğduğu söylenir. Son dönemin ağırlık kazanan görüşüne göre ise Kâşgarlı Mahmud, 1008’de doğmuş ve 11. yüzyıl sonlarında veya bir başka bilgiye göre 1105 yılında 97 yaşında ölmüştür. 1008-1105 yılları arasında yaşadığını, dolaylı yoldan da olsa tasdik eden kanıtlardan biri de 1072-1074 yılları arasında Divanü Lugati’t-Türk’ü tamamladığı zaman kendisinin ileri bir yaşta olduğunu söylemesidir.

  Kaşgarlı Mahmud Opal yerleşim yerindeki Hamidiyye ve Saciyye medreselerinde eğitim almıştır. Bu medreselerde iyi bir eğitim alan Kaşgarlı Mahmud, bunun yanı sıra Arapça ve Farsça’da öğrenmiştir. Kaşgarlı Mahmud’un soylu bir aileden geldiğini Divanü Lugati’t-Türk’te yer yer belirtmiştir. Onun hükümdar ailesinden veya en azından soylu bir aileden geldiğini tasdik eden esas unsur, kendisinin de yazdığı gibi, atalarının Emîrler’den (Divan’daki söylenişi ile Hamirler) gelmesidir. ‘’ Kitabın sahibi Mahmud der ki, bunun içindir ki bizim atalarımız olan beylere Hamir derler; çünkü Oğuzlar emîr diyemezler, elif harfini h’ye çevirerek söylerler. Babamız Türk illerini Samanoğullarından alan beydir; adına Hamir Tekin denir.’’

   Divanü Lugati’t-Türk’ün dünyada bir tek yazma nüshası kalmıştır.  Bu tek nüshada şans eseri olarak kaybolmaktan kurtarılabilmiştir. Hikâyesi oldukça ilgi çekicidir. Kilisli Rıfat’ın anlattığına göre: ‘’Meşrutiyet’in ilk yıllarında ve Emrullah Efendi’nin maarif nazırlığı ettiği sıralarda, eski maliye nazırlarından Nazif Paşa’nın akrabası olan bir hanım günlerden birinde Sahaflar Çarşısı’na satılık bir kitap getirmiş; kitapçı Burhan Efendi de bunu satmak üzere Maarif Nezareti’ne götürmüştür. Ne var ki, Nezaret yani o zamanki Milli Eğitim Bakanlığı kitap için istenen 30 sarılirayı çok gördüğü için kitabı almaktan vazgeçmiştir. Bunun üzerine kitapçı bir de Ali Emirî Efendi’ye uğramayı uygun bulmuştur. Ali Emirî, kitabı şöyle bir inceledikten sonra değerini takdir ederek istenen 30 sarı lirayı ödeyip hemen satın almıştır. Ancak, bundan sonra Ali Emirî Efendi herkese bu eserin öneminden bahsettiği halde, kaybolur korkusu ile kitabı kimselere göstermez olmuştur. Onu görmek isteyip de göremeyenler arasında devrin ünlü sosyolog ve fikir adamı Ziya Gökalp de vardır. Daha sonraki yıllarda harcanan uzun çabalar ve Sadrazam Talat Paşa’nın araya girmesi ile bu değerli eser Maarif Nezareti’ne devredilerek ve Kilisli Rıfat Bey’in denetimi altında 1915-1917 yılları arasında üç cilt hâlinde bastırılarak kaybolmaktan kurtarılabilmiştir. Aksi halde bu kitap da nice değerli eserin alın yazısına uğrayarak kaybolup gidebilirdi. Eser 1920-1939 yılları arasında birkaç tercüme denemesinden geçtikten sonra, nihayet Besim Atalay’ın tercümesi ile 1939-1941 yılları arasında 3 cilt hâlinde ve buna ilâveten birer indeks ve fotokopi ciltleri ile birlikte TDK tarafından yayımlanmıştır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.