ALTIN 392,22
DOLAR 6,8612
EURO 7,7521
BIST 1,1249
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 32°C
Az Bulutlu

İHLÂS

17.06.2020
52
A+
A-
İHLÂS

Sözlükte ”arınmak, saflaşmak, kurtulmak” mânasındaki hulûs/halâs kökünden türetilmiş olup ”birşeyi, içine karışmış değerini düşürmüş olan başka şeylerden temizleyip arındırmak, saflaştırmak” anlamına gelen ihlâs kelimesi, terim olarak ”ibadet ve iyilikleri riyadan ve çıkar kaygılarından arındırıp sadece Allah için yapmak” demektir. İslami literatürde ihlâs daha geniş olarak şirk ve riyadan, batıl inançlardan, kötü duygulardan çıkar hesaplarından ve genel mânada gösteriş arzusundan kalbi temizlemeyi, her türlü hayırlı faaliyete iyi niyetle yönelmeyi ve her durumda yalnızca Allah’ın rızâsını gözetmeyi ifade eder. Kısacası yüce Allah’a şirksiz ve tevhid üzere kulluk edilmesini anlatır ve bu anlam Kur’an’da muhlis, muhlâs, muhlisin, ed-dinu’l halis, muhlisan leh’ud din, ahlâsû dinehum ve muhlisîne lehu’d-din formlarıyla anlatılmaktadır. İçerikleri itibariyle bu terimlerin bir kısmı, bazı insanların sıfatı olarak geçmekte ve onları betimlemektedir. Diğer bir kısmı ise, gerçek din ve dindarlığın sıfatı olarak gerçek kulluğu tavsif etmektedir. Bir yer hariç tamamı isim olarak geçmektedir ki ihlâsın zaman zaman elde edilen değil daimi bir sıfat olduğunu göstermesi itibariyle önem arzeder.

Kur’ân-ı Kerim’de iki âyetle, açık olarak, Hz. Musa ve Hz. Yusuf ihlâs ile tavsif edilmektedir: ” Kitapta Musa’yı da an gerçekten o Allah tarafından ihlâsa erdirilen ihlâsa ermiş bir kul idi, resul ve nebi idi” (Meryem/51) Ayette geçen muhlâs kelimesi muhlis olarak da okunmuştur. Taberi ”h-l-s” maddesi, ism-i fail kalıbıyla muhlis şeklinde okunduğunda kelimenin anlamını, ”Hz. Musa ibadeti ve kulluğu sırf Allah’a ayıran, tahsis eden ve Allah’ı uluhiyetinde birleyen, O’na şirk koşmayan biriydi.” şeklinde vermiştir. Yine ism-i meful vezninde ”muhlâs” şeklinde okunduğunda ise, kelimeyi ”Allah Musa’yı risalet görevi için seçti , onu peygamberlikle diğer insanlardan ayırdı.” diye anlamlandırmıştır.

Taberî, Hz. Yusuf’u niteleyen şu ayetteki ”muhlâsin/muhlîsin kelimesinin anlamı içinde aynı açıklamayı yapmaktadır. ”Doğrusu hanım ona sahip olmayı iyice aklına koymuş ve buna yeltenmişti de. Eğer Rabb’inin burhanını görmeseydi o da kadına meyledecekti. İşte böylece biz, fenalığı ve fuhşu ondan uzaklaştırmak için burhanımızı gösterdik. Çünkü o bizim ihlâsa erdirilmiş, ihlâsa ermiş kullarımızdandı.” (Yusuf/24)

Her iki ayette geçen ”h-l-s” maddesinin tefsiriyle ilgili, Kurtubi tefsirine bakıldığında ise, Hz. Musa’nın ”muhlis” olması ”ibadette riyasız kişi” olarak anlamlandırılmaktadır. Kurtubî, ihlâs kelimesini riya karşıtlığı çerçevesinde açıklamaktadır.

Kur’ân-ı Kerim’de ihlâs teriminin anlam çerçevesiyle ilgili olarak ”muhlisine lehu’d-din” ifadesi de nemlidir ki Kur’ân’da on bir defa geçmektedir. Dini sadece Allah’a tahsis ederek insanların şirkin her türlüsünden arınmış bir imana sahip olmaları anlamına gelmektedir.

Peygamber Efendimiz (sav) pek çok defa ihlâsın niteliği ve önemiyle ilgili açıklamalarda bulunmuş, hattâ ayetlerde zikredilen anlamını daha da genişletmiş yeni açılımlar kazandırmıştır. Özellikle şirkle ilgili tasnifinde gizli şirk tabirini kullanarak dolaylı olarak ihlâs kavramının muhtevasına katkıda bulunmuş veya sarih olarak zikredilmeyen noktalar tefsir edilmiştir. Peygamber Efendimiz (sav) bir sözünde ”Benim şefaatim ihlâs ile lâilâhe illâllah diyenleredir. Çünkü muhlis olanın kalbi dilini, dili kalbini doğrular. ”Kim kalbini, imanın dışındaki şeylerden arındırır, sadece imana tahsis ederse kurtulur.” Burada inancın niteliği açısından ihlâsın önemi vurgulanmıştır.

İbadette ihlâs ise sadece Allah’ın rızası gözetilerek, riyadan, dünyevi beklentiden uzak durularak sağlanır. Evde kılınan namaz ile camide kılınan namaz (usul yönünden) farklı olanın, dindarlığına ilgi ve dikkat çekmeye çalışanın ve ibadetine riya karıştıranın ihlâsı yoktur. İbadette ihlâs tasavvuf erbabının, hayatın temel gayesi haline getirdiği ”ilahi ente maksudi ve rıdake matlubi” (Allah’ım, amacım sana yakın olmak, talebim de rızanı kazanmaktır.) şeklindeki hüsnüniyet ve beyan içselleştirilerek elde edilir. Kalbin Allah’a ve O’nun değerlerine içten bağlanmakla ihlâs, dünyaya ve maddi çıkara bağlanmakla da ihtiras meydana gelir.

Sûfilere göre ibadetin ruhu ihlâstır. İhlâssız amelin de amelsiz ihlâsında kula bir faydası yoktur; bununla beraber ihlâssız amel amelsiz ihlâstan daha kötüdür. Çünkü her şeye değer kazandıran ihlâstır. Çok ibadetle değil ibadetteki ihlâsla kurtuluşa erileceğini söyleyen sufiler insanın ihlâslı ve samimi olmasını, ancak ihlâslı olduğunu iddia etmemesini bir ilke olarak benimsemişlerdir. İlk mutasavvuflardan Haris el-Muhasibi (ö. 243/857) riyâ ve ihlâs konusunda yazılan en eski ve ayrıntılı eser konumundaki ”er-Riâye” isimli eserinde ihlâsı, manevi olarak güçlü insanların ve âbidlerin seçkinleri (havâss) makamı olarak tarif etmektedir. Gazâli ise Muhasibî’den şu tarifi de nakletmektedir: ”Kulun Rabb’i ile muamelelerinde halkı aradan çıkarmasıdır.” demiştir. Sehl b. Abdullah et-Tüsterî (v. 2892/896)’ye ihlâs sorulduğunda, ”ihlâs, nefse en ağır gelen ameldir, zira nefsin ihlâsla bir payı yoktur” şeklinde cevaplamıştır.

Cüneyd Bağdâdî (v. 297/909) ise, ”İhlâs, kul ile Allah arasında bir sırdır. Melek bile onu bilmez ki sevap yazsın. Şeytan bile ona muttali olamaz ki ifsad etsin. Hevâ be heves onu fark edemez ki kendisine meylettirsin” şeklinde açıklamıştır.

Irak sufileriyle Horosan Melâmetîleri’nin ise ihlâs ve riya konusundaki görüşlerinin farklı olduğu belirtilir. Sühreverdi, Irak sufilerinin bu konuda melâmet ehlinden daha üstün kabul edildiğini söyler. Ona göre Melâmetiler, amellerini ve tasavvufi hallerini halktan saklamışlarsa da nefislerinden saklayamamışlardır. Amelini korudukları için muhlîs diye nitelenen Melâmetîler’den üstündür. Sûfî Hakk’ın iradesiyle, Melâmeti ise kendi iradesiyle ihlâs mertebesine ermiştir.

Kısaca özetlenirse ihlâs; hayata, işe, söze, davranışa ve kişiye değer katan eşsiz bir değer kaynağıdır.

 

      Kaynakça

  • Mukadder Arif YÜKSEL, İman ve İbadette İhlâs ve Samimiyet, Diyanet Dergisi, Nisan 2014
  • Süleyman ATEŞ, İhlâs, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi
  • Yard. Doç. Dr. Yunus EKİN, İhlâs Kavramının Semantik Analizi, Sakarya Üniversitesi

ETİKETLER: , ,
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.