Edebiyat

I.Murad

Yazar İ.K

I.Murad

Babası:Orhan Gazi

Annesi:Nilüfer Hatun

Doğumu:1326

Tahta çıkışı:1359

Vefatı:1389

Ben, dünyanın en büyük devletinin kurucusu Osman Gazi’nin torunu ve Orhan Gazi’nin oglu, padişah Murad’ım. Önceleri adım sadece Şehzade Murad’tı. Şimdi ise devletimizin üçüncü padisahı Murad Hüdavendigar veya Gazi Hünkâr olarak anılıyorum. Dedem Osman Gazi’nin en büyük hayali, Bursa şehrini toprakları arasında görmekmiş. Babam Orhan Gazi ve silah arkadaşlarının uzun ugraş ve çabalarından sonra Bursa bizim olmuş. Böylece dedemin son arzusu da yerine gelmiş. Işte tam o sıralarda, yani Bursa’nın fethinden birkaç gün sonra ben doğmuşum. Dogum tarihim 1326’dır. Bursa’nın topraklarımıza katılışı, benim dogumum, rahmetli dedemin ölümü ve Gazi babamın tahta geçmesi aynı tarihlere rastlar. Annem, Yar Hisar Tekfuru’nun kızı, Holafira’dır. Babamla evlenince ona Nilüfer ismini vermişler. Çünkü o bir su çiçegi kadar ince ve güzeldi.

Candostum,ağabeğim

Çocukluğum annemin yanında, Bursa’da geçti. Ben de diger çocuklar gibi güldüm, konuştum, türküler söyledim. Konaktaki arkadaşlarla oyunlar oynadık. Biz iki kardeştik. Benim çok sevdiğim bir agabeyim vardı. Süleyman ağabeyim… O benden on yaş büyüktü ama her zaman bana bir arkadaşı gibi davranır, şakalar yapardı. Hayranlıkla seyrederdim onu ve yanından ayrılmak istemezdim. Hiç unutmam, bir gün beni konagımızın bahçesine indirmişlerdi. Yanımda annem ve haremden birkaç kadın vardı. Onlar havuz başında oturmuş gergef işlerlerken ben, arkadaki bahçeye dogru gittim. Orada ne aradıgımı şimdi hatırlamıyorum; çocukluk işte. Annem her zaman çok dikkat eder, gözünü üstümden ayırmazdı ama o gün nasıl olmuşsa, yanımdakilerle konuşmaya dalıp gitmişti. Halayıklar da içeri dışarı dolaşıp duruyorlardı.Yani ben bir ara gözden uzak kalmıştım.
Arka bahçede çok büyük ağaçlar, ağaçlarda da sincaplar olurdu. Onlarl seyretmeyi pek severdim. Her halde yine onları görmeye gitmiştim.

Yanımda ise kimse yoktu.  Yemyeşil çimenler arasında yürüdüm biraz. Sonra
oradaki gülleri kokladım.Tam o sırada, hemen arkamda, bir hışırtı duydum dönup baktım ama kımseyı göremedim. Biraz daha yürüdüm. Hırırtı şimdi yakından geliyordu. İyice meraklanmış biraz da korkmuştum. Sonra, yerdeki otlar kımıldadı, hışırtılar arttı ve önümde, tam da ayaklarımın dibinde koca başını yukarıya doğru kaldırmış, ağzını açmış, bana bakıyordu. Donup kaldım. Ne bağırıp yardım isteyebiliyor, ne de kaçıp gidiyordum. Öylece durmuş birbirimize bakıyorduk. Işte tam o Sırada karşımda Süleyman Paşa ağabeyimi gördüm. Elinde kocaman bir taş vardı. Bana, “Sakın kımıldama’ diye fısıldadı. Zaten, istesem de adım atamazdım. Ağabeyim elindeki taşı havaya kaldırdı, durdu biraz, sonra da hızla yılanın kafasına attı. Her şey bitmişti artık. Yılan ölmüştü. Süleyman ağabeyim ise benim hayatımı kurtarmıştı. O günden sonra beni bir daha yalnız bırakmamaya özen gösterdiler. Annem, bizim iyi ve bilgili insanlar olmamız için çok emek veriyordu. Süleyman ağabeyimle birlikte, âlimlerden dersler aldık. Fen, edebiyat ve her türlü bilgiyi onlardan öğrendik. Ayrıca, lalam Şahin Paşanın yanında dinî, millî ve askerî bilgimizi artırdık. Ben bir süre de Bursa medreselerinde ilim tahsil ettim.

Agabeyimle arada bir yeşil Bursa ovalarında at koşturur, Nilüfer çayı etrafında gezintiler yapardık. Böyle zamanlarda lalalarımız da yanımızda olur, bize yol, yöntem öğretirlerdi. Her şeyi bilen bir şehzade ve başarılı bir yönetici olmalıydık.

Ben bir padişah ogluydum. Zengindim, bir dedigim iki olmazdı ama hiç gururlanmadım. Gönlüm her zaman fakir fukaradan yana oldu. Elimden geldiği kadar onlara yardımcı olmaya çalıştım.

Padişah, Orhan Gazi babamız, ağabeyimi fetihlere katılması için Rumeli’ye göndermişti. Zamanla o kadar başarılı oldu ki, Süleyman Paşa ağabeyim bir askeri deha olarak ünlenmeye başladı. Önce Iznik’i, sonra da Izmit’i topraklarımıza kattı. Karesi’ye sancak beyi (vali) olarak tayin edildi. Izmit ve civarı da kendisine verildi. Az zamanda Rumeli’nde birçok kaleyi fethetmiş bizi buralardan atmak isteyenlerin korkulu rüyası olmuştu. Onunla gurur duyuyordum ama artık çok az görüşebiliyorduk.

Sancakbeyliği yaparken

Biraz büyüdükten sonra ise, beni de devlet idaresini öğrenmek ve Sorumluluk almak için sancakbeyi olarak atadılar. Bu konularda henüz fazla bir şey bilmiyordum. Bunun için lalam Şahin Paşayı, bana yardımcı olması için yanıma verdiler. Atandıgım yerlere birlikte gittik

Bu usül daha sonra gelenek haline geldi. Şehzadeler bir şehrin idaresi için gönderiliyor, orada bilgilerini artırıp padişahlığa hazırlanıyorlardı.

Aradan yıllar geçti. Çocukluğum bitmiş, artık genç bir yetişkin olmuştum. Ülkemin idaresini yavaş yavaş ögreniyordum ama gönlüm hâlâ âlimler ve ilim adamlarından yanaydı.

Bursa’ya çagırıldıgım bir gün beni Gül Çiçek Hatunla evlendirdiler. Babası Anadolu’daki Türk beylerinden biriydi. Gül Çiçek Hatunu daha önce hiç görmemiştim. Bizim geleneklerimiz böyleydi ama evlendikten sonra da çok sevdim onu. Şimdi, Yakup Çelebi, Bayezid, Savcı Bey ve Ibrahim isimli oğullarım var benim. Kızlarımm adı ise Nefise ve Sultan Hatun’dur.

Biz, bir gün devletimizin başına ağabeyim Süleyman Paşanın geçecegini düşünüyorduk. Çünkü törelerimizde, padişahlık hakkı, ilk dogan şehzadeye verilirdi. Ağabeyim, çok iyi bir devlet adamı, bir askerî deha olarak yetiştirilmişti. Ben daha çok ilim tahsil ederken, o durmadan fetihler yapıyor, topraklarımıza yeni topraklar katıyor, Anadolu’dan getirdigi Türkmen ailelerini, Rumeli’de kurdugu köylere yerleştiriyordu. Devletimiz büyüdükçe büyüyordu, ama bir gün o çok kötü haberi aldık. Süleyman ağabeyim, Bolayır’la, Seydikavağı arasında avlanırken, atından düşerek vefat etmişti. Bu haberi alınca dünya sanki başıma yıkıldı. Acım çok büyüktü. Hemen Bolayır’a gittik. Orada büyük bir tören yapıldı. SOnra_ ağabeyimi, kendi adına yaptırdığı imarethanenin bahçesine defneltik.

Babam bu acıya daha fazla dayanamadı. Agabeyimin ölümünden iki ay sonra, 1359 yılında o da aramızdan ayrıldı. Bu, benim için ikinci bir darbe olmuştu.

Devlet Başssız Kalamaz!

Babamım ölüm haberi geldiği sırada Rumeli’nde fetihler yapıyordum. Devletin başına geçmem için hemen Bursa’ya çaginldım. Artık, devletimizin temellerini atan dedem Osman Gazi ve babam Orhan Gazi’den sonra üçüncü padişah olarak göreve başlamalıydım.

Ilk işim, Bursa’da bazı atamalar yapmak oldu. Çandarlı Kara Halil Paşayı ilk kazasker, Lala Şahin Paşayı da padişah ailesi dışından ilk beylerbeyi olarak atadım. Çandarlı ailesi, Osmanlı Devleti’ne hizmet etmiş asil bir Türk ailesiydi. Bu aileden ilim adamları, idarî ve askerî makamlarda çalışan çok sayıda devlet adamı yetişmişti. Kara Halil Paşa da o sıralarda Bursa kadısı olarak görev yapıyordu. Ona çok güveniyordum. Hemen onu kendime vezir olarak atadım. Lala Şahin Paşa ise serasker olarak göreve başladı. Lala Şahin Paşanın ilk işi, ‘Yaya’ ve ‘Müsellem’ adlı iki askeri sınıf meydana getirmek oldu. Bu arada ben, yeniçeri ocağının temeli olan Pençik yasasını çıkartıyordum. Bu kanunla, fethedilen yerlerden toplanan Hıristiyan çocuklan eğitilip, devşirme olarak orduya almmaya başlanacaktı. Savaşlarda toplanan bu Hıristiyan çocuklar, önce Anadolu’daki Türk çiftçi ailelerinin yanına veriliyor; orada tam bir dini terbiye almalan sağlanıyor; Türk ve Islâm terbiyesi ile yetiştiriliyorlar. Belli bir yaştan sonra ise “acemi oglan’ adiyla orduya alınıyorlar.

Böylece yeniçeri ocağında asker olmak şerefine ermiş oluyorlar.

Ocaga baglı bu askerlere “ulüfe’ denilen maaş verilir. Acemi bir yeniÇeri neferine günde bir iki akçe verilir, sonraları bu, beş altı akceye çıkarıldı.

Bu paralar hiç de az sayılmazdı. Ayrıca hizmet ve yararhllklan arttikça ulüfeleri daha da artırıyorduk. Yani bu devlete hizmet eden herkes karşılıgını mutlaka alırdı.

Devletin içişlerini yoluna koyduktan sonra, sıra Anadolu’dan, Rumeli’ye gelmişti. Çünkü oralarda, bizi bu topraklardan atmak isteyen duşmanlarımız vardı.

1360 yılında Çorlu, Keşan, Dimetoka, Pınar Hisar,

Babaeski, Lüleburgaz’ı topraklarımıza kattık. Yine bu tarihte Karadeniz Ereğlisi bizim oldu. Taht değişikliği sırasında elimizden giden Ankara ve Sultanönü’yü de Ahilerden geri aldık.

1361 de ise Edime’yi fethettim. Bizans Devleti’nin, Istanbul’dan sonraki ikinci önemli şehri Edirne’nin fethi, biz Türklere artık Avrupa yolunu açmıştı.

Daha fazla bekleyemezdik. Ilerlemeye devam ettik. 1363 yılında Lala Şahin Paşa, Bulgaristan’a girerek Filibe’yi, onun komutanlarından Evranos Paşa ise Serez’i aldılar. Yeni fethedilen yerlere de Türk ve Müslümanlar yerleştirildi.

Bir sürede aldığımız şehirlerin imar faaliyetleri ile ilgilendim. Oralara yeni yollar, binalar, suyollan yaptlrdlm. Artık bizim olan bu şehirler, temiz ve bakımlı, insanlan ise rahat olmalıydılar.

Anadolu Beylikleri ile İlişkiler

Bir gün sınır komşumuz, Karamanoğlu Alaaddin Halil Bey, oğlu Alaaddin Ali Beye kızım Sultan Hatun’u istedi. Toy dügün yapıp onları evlendirdim. Niyetim akrabahk bağlarıyla, Müslüman ve Türk devletlerini birbirlerine baglamaktı. Fakat bir süre sonra, damadım Karamanoğlu Ali Bey bizim topraklarımıza saldırdı. Kısa süren bir çarpışmadan sonra dersini aldı ama topraklarını da kaybetmiş oldu.

Germiyanoğlu beyligi Anadolu’daki en önemli beyliklerden biriydi.Onlarla da zaman zaman çatışıyor, bazen de çok iyi dost oluyorduk. Germiyan oğlu Süleyman, artik çok yaşlanmıştı. Bir gün oğlu Yakup Beyi yanına çağırtmış.

“Ogul, Osmanlı ile birlik olun. Kızlarımdan birini de şehzade Bayezid’e verin demiş.

Bize bir elçi gönderdiler. Elçi şunları söyledi: “Hünkârim efendim; kızımız Devlet Şah Hatunu, oglunuza alm. Bize ail birkaç parça hisarı da çeyiz olarak size verelim. Süleyman Beyimin tek arzusu sizinle akraba olmaktır. Beni buraya bunları bildirmek için yolladılar. Takdir sizindir.”

Hemen devlet erkânından birkaç kişiyi topladım. Elbette içlerinde oglum Bayezid de vardı. Çünkü bu birleşme her ne kadar siyasi bir anlaşma bile olsa, evlenecek olan benim oglumdu. Once ona sormahydlm.

Düşünüp taşındık. Şehzadem de “Sen bilirsin padişah babam” deyince bu evliligi kabul ettik.

Germiyan oğlu Süleyman Bey; Kütahya, Simav, Egrigöz ve Tavşanlı’yı çeyiz olarak bize veriyordu. Biz de şanımıza layık bir Osmanlı düğünü hazırladık. Germiyan oglundan başka, Menteş oglu, Saruhan oglu, Hamid ogullari, Isfendiyar oğulları ve Mısır Sultanı davetlilerimizdi. Ayrıca pek çok sancak beyi ve kendi adamlarımız da bizimle birlikteydiler. Hepsi de çok kıymetli hediyelerle şölenimize katıldılar. Degerli atlar, develer, gümüş tepsiler içinde sunulan alun sikkeler, altın tas ve ibrikler, halılar… Bize gönderilen hediyeler, birbirinden güzel ve eşi benzeri görülmemiş şeylerdi.

Büyük bir şölen yapıldı, gülündü, eglenildi, yenildi, içildi ve oğlum Bayezid’in dügünü böylece günlerce sürdü. Gelini almak için, Aksungur Gazinin kumandasındaki bin atlıyı Kütahya’ya gönderdim. Birkaç gün sonra ise, gelinimiz Devlet Şah, beyaz bir ata bindirilerek, topraklarımıza getirildi. Artık 0 da bizim kızımız ve başımızın tacıydı.

Gönderilen paralar ve kıymetli hediyelerin çogunu ilim adamları ve fakir fukara arasında paylaştırdım. Hazineme fazla bir şey girmedi. Çeyiz olarak verilen hisarlar zaten bize yeterdi.

Bu düğünle birlikte bazı siyasî sorunlar da yoluna girmişti. Bunlardan biri de Hamidoglu Hüseyin Bey ile yaptığımız anlaşma oldu. Aralannda Seydişehir, Beyşehir ve Karaagaç’ın da oldugu altı yerleşim yerini onlardan seksen bin aluna satm aldık. Ben bir yandan da Anadolu taraflarına yönelmiştim. Bize sık sık başkaldıran, huzurumuzu bozan bazı beyliklere gereken ders verilmeliydi. Öyle de yaptım. 1386 yılında ilk Osmanlı-Karaman savaşı yapıldı ve galip gelen taraf biz olduk. Konya ovasında yapılan çarpışmadan sonra, Karamanoğlu beyliğinin büyük bir kısmı bizim topraklarımıza katıldı.

Oğlum Bana Başkaldırıyor

Bir süre sonra, yeni fetihler için Rumeli’ye çıktım. Anadolu’nun idaresini de ogullarlma bırakmıştım. Büyük oglum Bayezid’i Germiyan’a, ortanca oglum Yakup Celebi’yi, Karesi’ye, küçük oglum Savcı Beyi ise Bursa’ya, sancakbeyi olarak atamıştım. Meger küçük oglum Savcı Bey, bu arada Bizans prenslerinden Andronikos ile anlaşmış. Ikisinin de niyetleri, babalarını devirip yerlerine geçmekmiş. İmparatorun oglu babasına, benim oğlum ise bana baş kaldırdı. Önce ona aklını başına toplasın diye adamlarımı gönderdim ama ikna edemedim. Sonra ben or. dumu toplayıp onun üzerine yürüdüm. Oglumun ordusuyla Kete ova. smda karşılaştık. Iki ordu arasında akan bir dere vardı. Bir gece yarısı kimseye haber vermeden, tek başıma o dereyi geçtim. Sonra oglumun askerlerinin yanına giderek şöyle seslendim:

“İçinizde benden şikâyeti olan varsa, meydana çıksın! Kendisini dinleyecegim. Biz düşmanla uğraşırken, sizin bu yaptıgınız doğru mudur?”

Askerler tek başıma ve korkusuzca üzerlerine gittigimi görünce şaşırmışlardı. Hemen yanıma koşup ellerimi öpmeye başladılar. Bunu gören Savc1Bey,yamnda birkaç askerden başka kimse kalmayınca kaçıp Dimetoka kalesine sığındı. Gidip hemen kaleyi kuşattık. Şehzadem, başka çaresi olmadığını görünce, gelip bize teslim oldu.

Haçlılara İndirdiğim İlk Darbe Sırp Sındığı Savaşı

Bu arada Rumeli’de hızla ilerleyişimize engel olmak isteyenler de aralannda anlaşmalar yapıyorlarmış. Papa V. Urban’ın önderliği ile Sırplar V6 Bulgarlar başta olmak üzere, Macar, Bosna ve Eflâklılar büyük bir

Haçlı ordusu hazırlamışlar. Biz, Bursa’da devlet işleri ile ugraşırken, onlar Edirne üzerine yürümeye başlamışlar. O 51rada Edirne’de bulunan Lala Şahin Paşa, durumu bize arz ettiği gibi, Hacı Ilbey’i de on bin kişilik bir kuvvetle düşmanın üzerine yollamış. Hachlar önce Meriç nehrini geçip de hiçbir karşı güçle karşılaşmayınca çok sevinmisler. Şenlikler yapıp zafer naraları atmış,içip

içmiş sızup kalmışlar. İşte o Sırada Hacı İlbey komutasındaki kuvvetler düşmanın üzerine baskın yapmış. Neye uğradıklarını şaşıran Haçlılar orada büyük bır bozguna uğramış, Kaçmaya Çalışanlar ise azgın Meriç Sularında kaybolup gıtmışler. Bu zafer, Balkanlardaki haçlı ordusuna indirilen ilk büyük darbe olması bakımından önemlidir. Bu savaşa “Sırp Sındıpı Savaşı’ der ve güçlü ordumuzla gurur duyanz.

Bu zaferden sonra, birliklerimiz Bulgaristan’a girdiler ve yukarı Bulgaristan’ı fethettiler. Karşı koyamayacağını anlayan Bulgar kralı Yuvan Şişman, bizim hâkimiyetimizi kabul etti. (1369)

Kosova Savaşı

Orduyu peşime takıp yola çıktım. Artık bu devletlere gereken cevabı vermek, Osmanlı Devleti’nin gücünü göstermek istiyordum. Uzun bir yolculuktan sonra nihayet Filibe’de konakladık. Otağ-ı-Hümayun’u yüksekçe bir tepeye kurdurttum. Bu sırada Evranos Paşa da hacdan dönmüş, yanımıza gelmişti. Onu gören askerlerin maneviyatı daha da güçlendi.

Evranos Beyi orada görmek, benim de çok hoşuma gitmişti. Çünkü savaş deneyimi olan bir askerdi. Babam Orhan Gazi ile çeşitli savaşlarda bulunmuş, birlikte pek çok zaferler kazanmışlardı.

Onu ayakta karşıladım ve “Hoş geldin, koca Evranos Gazi. Rahmetli babamın yadigârı” deyip yer gösterdim. Ellerime sarılıp etegimi öptü. O sabah, orduyu oradan kaldırıp tekrar yola düştük. Ertesi gün Karatova’da mola verdik. Görüşmeye gelen Sırp elçilerini burada kabul ettim. Söz alan elçi, atıp tutuyor, tehditler savuruyordu; “Eğer bu Balkan topraklarını hemen terk ederseniz kralım sizlere bir şey yapmayacak. Hatta bir anlaşma yapmaya da hazır. Yoksa karşınızda 100.000 kişilik haçlı ordusunu göreceksiniz!” diyordu. Çok sinirIenmiştim; “Daha düne kadar kralınız bağışlanmak için adamlarını gönderirdi. Şimdi savaşmak için sizi mi gönderdi? Söyleyin ona, biz Kosova’ya şan bulup, şöhret kazanmak için gelmedik. Ben buraya Allahım adını yaymak için geliyorum. Peygamber Efendimizin nuru bizim önümüzü aydınlatacaktır!” diye bağırdım.

Ertesi gün de Sırp elçilerinin önünde ordumuza bir geçit töreni yaptırdım ve, “Balkanları fetheden ordu, işte bu ordudur. Kosova’da yeni bir destan yazacak olan da yine bu ordu olacaktır!” dedim.

Elçiler, “Ama bizim ordumuz sizinkinden daha büyük. Hele beş bin zırhlı askerimiz var ki, bu bile zafer kazanmak için yeterli deyip seviniyorlardı. Onlara, “Bu dediginiz harp meydanında anlaşılır.” dedim ve otağıma geri döndüm. Savaştan bir gün önce Kosova’da siddetli bir fırtına başladı. Ağaçlar devriliyor, toz duman birbirine karışıyordu. Çadırlardan dışarı çıkamaz olmuştuk.

O gece Berat Gecesiydi. Otagıma çekildim. Yüce Allah’tan yardım isteyecektim. Abdest alıp, namazımı kıldım. Sonra da biraz Kur’an-ı Kerim okudum. Buraya Yüce dinimiz İslâm’ı yaymak için gelmiştim. Peygamberimizin gösterdigi yolda yürüyecek, buradakileri dogru yola davet edecektim ama önüme çıkan bir sürü engel vardı. Bunların en büyügü ise dışanda esip savuran, şu büyük fırtınaydı. Ellerimi semaya kaldırdım ve Allah’a şöyle yalvardım: “Ya Rabbim! Bu fırtına, şu aciz Murad kulunun günahları yüzünden çıktıysa, masum askerlerimi degil, beni cezalandlr. Onlar buraya kadar, sadece senin adını yüceltmek, Islâm dinini duyurmak için geldiler. Bu fırtınayı onların üzerinden def et. Senin şanına yakışır bir zafer kazanmalarına yardım et Allah’ım. Bizi yalmz bırakma. Eger istersen o zafer gününde şu Murad kulun senin yoluna kurban olsun. Ben hazırım Yüce Allah’ım. Önce beni gazi kıl, sonra da şehit mertebesine ulaştır.

Sonra da Otağ-ı Hümâyun’a dönüp, bir savaş meclisi kurdum ve oradakilere şunları söyledim:

“Beylerim, paşalarım, biz bir fikrin mücahitleriyiz.

Buralara yagma ve zulüm yapmaya gelmedik. Tam tersine halkı zalim beylerin ellerinden kurtarmaya geldik. Biz buraya adalet getiriyoruz; refah ve saadet getiriyoruz. Anadolu’nun ve Rumeli’nin geniş topraklarında mutlu bir insan topluluğu görmek dileriz. Bir savaştan yeni çıktık ama yorulmadlk. Tam tersine, tazelendik, bilendik. Şu anda Kosova Iopraklarlnda 40.000 kişiyiz. Düşmanlarımız ise 100.000’den fazladır. Ama zafer sayıca üstün olanın degil, cesaret sahibi olanındır. Bunu hiç unutmayın!”

Hepsi susmuş beni dinliyorlardl. Sonra onlara, ne düşündüklerini, savaşa hemen başlayıp başlayamacagımızı sordum. Bazıları askerin çok yorgun oldugunu, dinlenmeleri gerektigini söylüyordu. Bazıları da hemen ertesi gün savaşmaktan yanaydı. Oglum şehzade Bayezid, “Zaferi, zafere inanan kazanır. Inanmayansa kaybeder!” diye bağırdı. Biz hiçbir zaman düşmandan çekinmedik, korkmak nedir bilmedik. Onlar askerin birkaç gün dinleneceğini sanırlar. Ama biz güneş doğar doğmaz hücuma geçmeliyiz. Durup beklemenin faydası yok.”

Çandarlı Ali Paşa, çok heyecanlanmıştı. Koşup şehzadenin ellerine Sarıldı. Kara Timurtaş Paşa da onu destekliyordu; “Evet, gün doğmadan saldırıya başlasak iyi ederiz dedi.

Evranos Paşa’ya baktım; “Sen ne dersin baba yadigârım. Tedbir nedir? ”

Evranos Bey, “Padişahım, şehzademiz haklıdır. Sabah namazından Onra hücuma geçelim.” dedi. Sonra da oturup, gün doğana kadar savaş planları yaptılar. Ertesi gün fırtına dinmiş, hafif bir yağmur başlamıştı. Haçlılar bizden önce tepeleri tutmuşlardı. Çok kalabalıklardı. Ben de ovaya hâkim bir tepeye çıktım ve iki rekât namaz kılıp, ellerimi tekrar Yaradana uzattım:

“Allah’ım, mübarek Resulünün hürmeti için müminlerine yardım et. Senin adına savaşan Müslümanları muhafaza buyur. ” diye dua ettim Cenk havaları vuruyor, atlar kişniyordu. Emirler verildi, emirler alın. d1. Auma atlayıp askeri denetlemeye başladım. Hepsinin gözleri pırıl pırıl parlıyordu. Sanki o kadar yolu gelen onlar değildi.

“Gazilerim! Bugün cesaret ve zafer günüdür. Kosova ovasına zafer sancağını siz dikeceksiniz. Sonra da Allah’ın izniyle Avrupa yolu bize açılacak. Dinimizi yüceltmek için şehit de olabilirsiniz gazi de… Işte siz, işte meydan! Cennete giden yol bu meydandan geçer. Dileyen arkamdan gelsin.” deyip atımı düşmana doğru sürdüm.

Savaş başlamıştı. Kılıçlar şakırdıyor, ‘Allah, Allah…’ avazları göklere çıkıyordu. Yaşını almış paşalar, beyler bile birer delikanlı olmuş, düşmana aman vermiyorlardl. Askerlerin naraları, gök gürlemesini andıran sesler, çığlıklar birbirine karışmıştı. Oglum Bayezid, yıldırım gibi çakıyor, düşmana hiç fırsat vermiyordu. Meydan, “Hayda gazilerim, hayda evlatlarım, vatan için, millet için, devlet için, dinimiz için, vurun ogullarlm!” sesiyle inliyordu.

Savaş saatlerce sürdü. Ölüler yerde yatıyor, yaralılar yine de dövüşmeye devam ediyorlardı. Lazar, bir süre sonra çekilme emri vermiş ama kendisi bizim askerlerin arasmda sıkışıp kalmış. Canını zor kurtarmış.

Akşam olmak üzereydi. Düşman, şanlı ordumuz karşısında ezilmiş, çekilmeye başlamıştı. Sırp Kralı Lazar kaçıyordu. Artık yüce Allah’ın izniyle zafer bizimdi.

Geceyi uykusuz geçirdim; oysa öyle yorgundum ki! Gözlerimin önünde atılan oklar, çığlıklar ve dökülen kan vardı. Savaşmayı sevmiyorum ama devletimi korumak zorunda olduğumu da biliyorum.

Gün doğmak üzereyken savaş alanını dolaşmak için çadırımdan çıktım. Her yer ölü ve yarahlarla dolu. Yaralıların inlemeleri geliyor kulaklarıma. Acı ile bağırıyor veya su istiyorlar. Butun yaralı askerlerin tedavi edilmelerini emrettim. Ölüler de hemen gömülmeliler.Artık benim için Müslüman veya Hıristiyan olmaları fark etmez. Çünkü hepimiz yüce Allah’ın kullarıyız.

Sultan I. Murad Devrinde Neler Oldu?

1360 / Birinci Murad tahta geçti. Yıldırım Bayezid dogdu. Karedeniz Ereğlisi fethedildi.

1361 / Ankara ile Sultanönü civarı fethedildi. Çandarlı Kara Halil Paşa ilk kazasker, Lala Şahin Paşa aile dışından ilk beylerbeyi tayin edildi. Çorlu, Keşan, Dimetoka, Pınar Hisar, Babaeski ve Lüleburgaz kaleleri fethedildi.

Edirne fethedildi. Gümülcine, Eski Zagra ve Yenice fethedildi. Yeniçeri Ocağı’na temel olan Pençik kanunu Çıkarıldı

1363 / Filibe fethedildi.

1364 / Sırp Sındıgı Zaferi kazanıldı. Biga fethedildi.

1365 / Raguza (Dubrovnik) Cumhuriyeti bir anlaşma ile Osmanlı hâkimiyetine girdi.

1366 / Kızılağaç Yenicesi, Yanbolu ve Islimye fethedildi.

1367 / Karmova, Aydos ve Burgaz fethedildi.

1368 / Vize, Klrkkilise (Kırklareli) ve Sizebolu kaleleri fethedildi_.Edirne başkent yapıldı.

1369 / Hıristiyanlık dininin Ortodoks mezhebinden olan Bizans Imparatoru, Papa’ya gitti ve yardım alabilmek için Katolik oldu.

1371/ Sultan Murad, Sırp-Bulgar kuvvetlerini bozarak Samaku ve Ihtiman kalelerini aldı. Köstendil Bulgar Prensi Kostantin teslim oldu. Çirmen Zaferi kazanıldı.

1372 / Adriyatik Denizi’yle Yunanistan civarına büyük Osmanlı akınları oldu. Sırp Hükümdarı Lazar, Osmanlı hâkimiyetini kabul etti. Çatalca, Incegiz ve Firecik fethedildi.

1373 / Bizans Imparatoru Sultan Murad’a bağlılığını bildirdi. Makedonya’da fetihler yapıldı.

1374 / Çandarlı Hayreddin Paşa Selanik’i fethetti.

1375 / Niş fethedildi.

1376 / Bulgaristan, Osmanlı hâkimiyetine girdi. Kara Timurtaş Paşa, Rumeli Beylerbeyi yapıldı.

1381 /Şehzade Bayezid, Germiyan Hükümdarı Süleyman Şah’ın kızı Devlet Hatunla evlendi. Dolayısıyla gelin çeyizi olarak
Kütahya, Simav, Eğrigöz ve Tavşanlı Osmanlılara verildi.Hamidogullarl Beyliginden altı şehir parayla satın alındı

1382 Murad “Hüdavendigâr ünvanıyla anılmaya başlandı lştıp, Manastır, Pirlepe şehirleri fethedildi . Selanik kuşatıldı. .

1383 / Arnavutluk akını başladı. .1384 / Bosna-Hersek’e akın düzenlendi. .1385 / Ohri fethedildi. Arnavutluk’ta Savra Zaferi elde edildi. Savcı Bey isyan etti.

1386 / Sofya fethedildi.
Mısır Kölemen Devleti ile Osmanhlar arasmda ilk ilişkiler başladı.
Konya Ovası’nda ilk Osmanlı-Karaman Savaşı yapıldı. Bayezid “Yıldırım’ unvanını kazandı.

1387 / Sadrazam Candarh Halil Paşa vefat etti. . Çandarlı Ali Paşa sadrazamlığa getirildi. Osmanlılara karşı bir Haçlı ordusu kuran Balkan devletleri Bulgaristan’ı işgal ettiler ve Mora şehirlerinden bazılarını aldılar.

1389 / I.Kosova Savaşı yapıldı ve Murad Hüdavendigâr bir Sırp tarafından şehit edildi.

Kaynakça:Osmanlı Sultanları-Sevinç Kuşoğlu

I.Murad Devri Toprakları

Yazar Hakkında

İ.K

Yorum yap