Fikir

Gelimekte Olanlara

Yazar İ.K

Ülkelerin birbirlerine göre ekonomik olarak kıyaslamaları genel olarak gelişmişlik düzeylerine göre yapılmaktadır. Az gelişmiş ülke, gelişmekte olan ve gelişmiş ülke şeklinde üç başlık altında kategorize edilmiştir.

Esasında iki başlık altında incelense de yani az gelişmiş ülke ve gelişmiş ülke şeklinde iken bazı ülkeler az gelişmişlik kategorisini kabul etmeyip kendilerini gelişmiş ülke olarak da görmediklerinden ikisinin arasında bir kategori tanımlamışlardır. Hem teşvik edici hem de kendilerince hakaretvari olmayan bu gelişmekte olan ülke tabiri altında kendilerini kabul etmişlerdir.Ama bu az gelişmiş bir ülke oldukları gerçeğini değiştirmemektedir.

Gelişmiş ve az gelişmiş ülkeler ise saptanırken mevcut nüfus piramitlerinin aldıkları şekil farklılıkları, sahip oldukları gayri safi yurt içi hasılaları, kişi başına düşen gelir miktarları gibi birçok başlık altında incelenip daha sonra kategorize edilmektedir.

İnsanların birçoğuna sıkıcı gelen ve pek de ilgisini çekmeyen bu başlıkları incelemek yerine daha çok gelişmiş ülkelerin ne yapıp da geliştikleri ve az gelişmiş ülkelerin bu kadar uzun bir süre geçmesine rağmen neden halen gelişmiş ülke kategorisine giremediklerini ve gelişmek bir yana birçoğunun ekonomik olarak daha da kötüye gittiklerinin nedenleri üzerinde durulacaktır.

İlk bakışta bu kategoriler kazanılmış bir hak, çok çalışma ve gayretin ürünleri gibi görünse de esasında pek masum olmadıkları aşikardır. Fert başına düşen milli gelirin dünya ülkelerine kıyasla düşük olduğu ülkelerde günlük ortalama 12 saati aşkın çalışılırken aynı ürün çıktısını elde etmek için yüksek gelirli ülkelerde bu çalışma saati ortalama 8 saati bulmaktadır. Bu farklılığa neyin sebep olduğu sorulduğunda ise üretimde teknik ilerleme yani sahip oldukları teknoloji farklılığı olduğu söylenecektir. Aslında verilen bu cevap ile çalışma saati farklılığında ve üretim sürecinde çekilen zorlukta ülkeler arasındaki muvazenesizliğin olağan bir durummuş gibi gösterilmiş olunuyor. Bir kişinin durumunu kötüleştirmeden bir başkasının durumunu iyileştirmenin mümkün olmadığı durum olan pareto optimumu sadece fertler üzerinden değil ülkeler arasında da geçerli olduğu savunulabilir.

Bir ülkenin yükselmesi diğerlerinin alçalıp sırtlarına basmasıyla mümkün olmaktadır. Geçmişte zaruri ihtiyaçların sayısı üç dört iken şimdiki hazır medeniyet bu üç dördü yirmiye çıkartmıştır. Örnek vermek gerekirse eskiden şahsi araba, cep telefonu gibi araçlar lüks mal olarak kabul edilirken şimdi zorunlu mal kategorisine girmişlerdir. Ve bu yirminin hepsine sahip olan ülkelerin durumunu muhafaza etmelerinin şartı sırtlarına bastıklarının ayağa kalkamamasından geçmektedir. Bu durumu da o ülkeleri ödeyemeyecekleri bir borç yükünün altına sokarak sağlamış oluyorlar.

Gelişmiş ülkeler az gelişmiş ülkelerin devlet başkanlarıyla anlaşarak ülkelerine kendi imkanlarıyla yapamayacakları köprüler, tüneller, barajlar , hızlı tren ve havalimanları gibi yapıları kendi mühendis ve inşaat şirketlerini kullanarak inşa ederek görünürde o az gelişmiş ülkeye yardım elini uzatmış oluyorlar. Ancak o baraj ile ülkeye sağlanan su ve elektrik, hızlı tren ile kısalan yolculuk süreleri gibi yüksek teknolojiler refah artışı yerine ilerleyen dönemlerde edinilen borç yükü yüzünden geçim sıkıntısı ve huzursuzluk olarak geri dönüyor. O sebeptendir ki çöllerde yükselen ve oranın kültürüne ve ortamına hiçte uyumlu olmayan o dev gökdelenler gelişmişliğinin bir göstergesi değil boyunduruk altında olduğunun vücut bulmuş halidir.

Ancak kendi imkanlarını ve kendi insanlarını kullanılarak yapılan yapılar ve geliştirilen teknolojiler hem kısa dönemde hem de uzun dönemde o ülkeye fayda sağlayacaktır. Ve boyunduruk altına girmemesinin şartı yani o tür ülkeleri kendi ülkesine sokmaması da zaruri olmayan malları zorunlu ihtiyaç olmaktan çıkarmasından geçiyor. Sonuç olarak ne demişler çok şeye sahip olmak değil az şeye ihtiyaç duymak önemlidir. Vesselam.

Yazar Hakkında

İ.K

Yorum yap