ALTIN 461,90
DOLAR 7,8605
EURO 9,4991
BIST 10,4783
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 9°C
Çok Bulutlu

TOPLUM DÜZENİ AÇISINDAN AİLE MUHAFAZASININ ÖNEMİ

17.06.2020
246
A+
A-
TOPLUM DÜZENİ AÇISINDAN AİLE MUHAFAZASININ ÖNEMİ

ÖZ

Aile toplum düzeninin sağlanabilmesi açısından muhafaza edilmesi gereken bir kurumdur. Hayatımızın her anını şekillendiren İslamiyet dini de aile kurumuna gerekli ehemmiyeti vermiş ve muhafazanın sağlanabilmesi için nelerin yapılması gerektiğini en ince hatlarıyla belirtmiştir. Bu makalenin amacı toplumsal düzenin sağlanması açısından aile kurumunun muhafazasının önemini vurgulamak ve aile hayatının nasıl muhafaza edileceğine dair birtakım soruları İslamiyet ekseninde cevaplamaktır. Bu çalışmada konu ile alakalı yapılan araştırmalardan elde edilen bilgilerle toplum için aile kurumunun önemi ve nasıl muhafaza edilmesi gerektiği hususunda çalışılmıştır.
Anahtar Kelimeler: aile kurumu, toplumsal düzen, aile yapısının korunması.

Abstract

The family community is an institution that must be protected in order to maintain order. Islam, which shapes every moment of our lives, has given importance to the family institution and has determined what should be done for its protection. The aim of this article is to emphasize the importance of protecting the family institution in order to maintain social order and to answer some questions about how to protect family life on the axis of Islam. In this study, the importance of family institution for the society and how it should be protected is studied with the information obtained from the relevant researches.
Key Words: family institution, social order, protection of family structure

Giriş

Toplum bir ağaç olarak tasavvur edilecek olunursa, bu ağacın çekirdeği hiç şüphesiz aile kurumu olacaktır. Aynı şekilde toplumu büyük bir camiinin kubbesine benzetecek olursak, aile o kubbeyi oluşturan kilit taşı olacaktır. Tek bir taşın yerinden oynatılması kubbenin çökmesine sebep olacağı gibi; çekirdeğin muhafazası da ağacın var olabilmesi açısından önemlidir. Tüm bu ifade edilenlerle birlikte bizim için aile tanımı ilk Türk sosyologlarından Ziya Gökalp’e göre şöyle olmaktadır:
“İçtimai müesseselerin en eskisi olan milletin dirlik ve birliğinin yegâne sağlayıcısı bir evlilik kurumudur” (Gökalp,1978:122). Tanımlamadan da anlaşılacağı üzere milletin selameti evlilik kurumu olarak ifade edilen aile yapısının korunmasına bağlanmıştır. Aile tanımlamaları farklı ulusların farklı düşünürlerine göre değişmekle birlikte aile kurumunu sadece maddeci bir nazarla inceleyen düşünürlerde mevcuttur. Bu düşünürler evlilik müessesinin sadece biyolojik işlevine yönelip genelde evliliği cinsel gereksinimlerin doyurulması üzerine temellendirmektedir. Bu tür materyalist bakış açılarının toplumun temel birimi olan aile kurumunun korunmasına katkıda bulunamayacağı aşikârdır. Hal böyle olurken hem maddi hem manevi yönden aile kurumunun muhafazasına en çok önemi İslamiyet vermektedir.

İslam dini aile hayatının devamı ve korunmasında en önemli hususun karı kocanın kendi arasında ki muavenetinden ve çocukların anne babasına hürmet etmesinden ileri geldiğini söylemektedir. Gerek Kur’an-ı Kerim’deki ayetler gerek Hadis-i Şerifler bu iki hususun sağlanmasına yönelik olmuştur. İslamiyet’in evrensel olması ve Hz. Muhammed (s.a.v.)’in umum insanlara gönderilmiş bir peygamber olması açısından aile hayatının muhafazası yönündeki hükümleri yalnızca Müslüman topluluklar açısından değil Müslüman olmayan diğer topluluklar açısından da uygulanabilir olmaktadır. Öyle ki bazı zamanlar gelmiş Müslüman toplumlarda olması gerekenler gayrimüslim topluluklarda uygulanmış ve gayrimüslim topluluklara ait olan bazı hallere Müslüman toplumlar hayatlarında yer vermiştir. Millî şairimiz Mehmet Akif’in de ifade ettiği gibi “Dinleri var işimiz gibi, işleri var dinimiz gibi” bir durum ortaya çıkmıştır.

Bu makalenin amacı toplumsal düzenin sağlanması açısından aile kurumunun muhafazasının önemini vurgulamak ve aile hayatının nasıl muhafaza edileceğine dair birtakım soruları İslamiyet ekseninde cevaplamaktır. Bu çalışmada konu ile alakalı başta ayet, hadis ve birçok İslam aliminin görüşleriyle birlikte bazı önemli sosyologların fikirleri araştırılmış elde edilen bilgilerle toplum için aile kurumunun önemi ve nasıl muhafaza edilmesi gerektiği hususunda çalışılmıştır.

1.Aile Yapısının Şekillendirilmesinde İslamiyet’in Önemi

“Kur’an bir edebiyat değil, hayattır. Dolayısıyla ona bir düşünce tarzı değil de, bir hayat tarzı olarak bakmaya başlandığı an, bütün güçlükler ortadan kalkar. Kur’an’ın yegane hakiki tefsiri hayat olabilir ve Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hayatı tamamen buydu. Yani Kur’an’ın hakiki tefsiriydi” (İzzetbegoviç,1980:78). Bilge Kral’ın da bu sözleriyle ifade ettiği gibi Kur’an hayattır ve en büyük tefsiri Allah’ın peygamberinin sünneti olmaktadır.
Nasıl oturup kalkınması gerektiğinden, kaşığı hangi elle tutup suyu nasıl ve kaç yudumda içilmesine, uyurken hangi tarafa yatılmasından tutun tuvalet adabına kadar hayatımızın her anını şekillendiren İslamiyet, aile yapısının nasıl şekillendirilmesi gerektiğinin ve nasıl muhafaza edileceği hususuna da büyük önem vermiştir. İlk başta İslam dini insanları evliliğe teşvik etmiştir. Daha sonra ailenin muhafazası için ne yapılması gerektiğinin ve evliliğin devamlılığının en önemli şartı olan karı koca arasındaki ilişkinin neyin üzerine temellendirilip nasıl olması gerektiğini emir ve yasaklarıyla belirtmiştir. Evliliğe teşvik ile alakalı Hadis-i Şeriflerden birkaçı şunlardır:

“Üç şeyi geciktirmeyin. Vakti gelince namazı, hazır olunca cenâzeyi ve denk birini bulunca bekârı evlendirmeyi”(Tirmizî,Salât,13/171).“Kimin evlenmeye gücü yetiyorsa evlensin. Çünkü evlilik, gözü haramdan alıkoyar ve iffeti en iyi şekilde korur” (Buhârî, Savm, 10). Hadis-i Şeriflerde evliliğin haramlardan alıkoyması noktasında önemi vurgulanmış ve evliliğin geciktirilmemesi hususunun üzerinde durulmuştur. Ayrıca ailenin sağlam temeller üzerine kurulmasında en büyük etkenlerden birinin de karı kocanın birbirine denk olması mevzusu Hadis-i Şerifte belirtilmiştir. Denklik hususunda büyük İslam alimi Bediüzzaman Said Nursi: “Şer’an koca, karıya küfüv olmalı, yani birbirine münasip olmalı. Bu küfüv ve denk olmak en büyük diyanet noktasıdır” (Nursi,2004:238) söyleyerek diyanet noktasını nazara vermiş ve eş seçerken temel ölçütün eşin salihalığı ve takvası olması gerektiğini vurgulamıştır.

İslamiyet ekseninde şekillenen aile yapısı, İslam şuuruna sahip nesilleri meyve vererek toplumsal düzenin sağlanmasını kolaylaştıracaktır. Toplumsal düzenin sağlanması ise o toplumun terakkisini netice verecektir. Çünkü İslam şuuruna sahip bireyler helal haram gözetip, kul hakkına riayet ederek toplumda güven ve huzurunun tesis edilmesine katkıda bulunacak ve İslamiyet’in emrettiği gayretli çalışmak ve ilim öğrenmek ile milletini en üst medeniyetlere çıkaracaktır.

2.1 Ailenin Evrenselliği

“Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık, tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık, Allah katında en değerli olanınız O’na itaatsizlikten en fazla sakınanınızdır. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir, her şeyden haberdardır”(Hucurât:13). Bu Ayet-i Kerime’den tefsir kitaplarında çıkarılan manalardan biri şu olmaktadır: Ayette bahsedilen tanışmanın insanın evrenselliğine binaen olup her toplumun kendi özünde oluşturduğu kültür bilim ve medeniyet açısından tanışmasıdır. Aynı zamanda toplumu oluşturan bireyler açısından da ele alınan tanışma manası birbirinin muavenetine koşmak noksanını tamamlamak manasındadır.

İnsan hayatını idame ettirmek için diğer insanlara muhtaç olarak yaratılmıştır. En basit örnekle ekmeği fırından, meyvesini manavdan alır. Hasta olduğu zaman doktora, arabası bozulduğu zaman tamirciye gider. Bir insan aynı anda hem doktor hem fırıncı veya manav olamayacağına göre diğer insanlarla birlikte yaşamaya muhtaçtır. Ve bu birlikteliğin en küçük birimi aile kurumu olmaktadır. Yani özünde insan aile kavramına muhtaçtır ve bu durum Dünya’nın her yerindeki insan için geçerlidir. Sadece maddi ihtiyaçların karşılanması açısından değil, aynı zamanda sevgiye şefkate ve korunmaya da muhtaç olan insan için aile kurumu evrensel bir gereksinimdir.

2.2 Aile Yapısının Muhafazası

Aile kurumunun devamlılığının sağlanabilmesindeki en önemli etkenlerden biri karı koca arasındaki ilişki durumunun yönü olmaktadır. Çünkü ev içindeki huzur ve güven ortamının tesis edilip edilemeyeceğini eşlerin birbirlerine karşı davranışları belirlemektedir. Sorumsuz davranışlar aile yapısını zedeleyebilmektedir.
TÜİK’in 2017 yılına ait araştırmasında en az bir kere boşanmış kişilerin boşanma nedenlerine bakıldığında sorumsuz ve ilgisiz davranma başlığı adı altında yapılan incelemenin en yüksek oranlara sahip olduğu görülecektir: “Kadınların sorumsuz ve ilgisiz davranma nedeniyle boşanma oranı:Yüzde 61,5.Erkeklerin sorumsuz ve ilgisiz davranma nedeniyle boşanma oranı:Yüzde 40,2”(TÜİK 2017). Boşanma nedenlerinde en büyük pay yukarıda belirtilen nedene ait olsada araştırmada incelenen diğer etmenlerde bu başlık altında sıralanılabilir.Çünkü kumar, içki gibi diğer etmenler sorumsuzluk başlığı altına girebilmektedir. Hal böyle olurken aile birliğinin devamlılığının temel şartlarından biri sorumluluk bilincine sahip eşlerden geçmekte olduğu anlaşılmaktadır.

“Sizin en hayırlınız ehline (eşine) iyi davrananızdır. Ben ehline (eşine) en iyi davrananım” (Tirmizî, Menâkıb, 63). Hadis-i şerifte belirtilen iyi davranış ifadesi şu şekilde
açıklanabilir: Eşlerin birbirlerine ilgili davranması değer vermesi, birbirlerinin fikrine saygı duyması ve önerilerini dikkate alması gibi ifadelerle açıklanabilir. Aile içerisinde eşler bu halleri sağlandığında evlilikleri sağlam bir temel üzerine oturtulmuş olur. Ve bu sayede ailenin dağılması engellenerek aile yapısının muhafazası sağlanmış olacaktır.

Aile yapısının muhafaza edilebilmesi için dikkat edilmesi gereken ikinci bir husus bilinçli bir nesil yetiştirilmesi gerekliliğidir. Aile kurmanın önemini ve sorumluluğunu kavramış olan bireyler toplumsal yapının korunmasına ve düzenin sağlanmasına en büyük katkıda bulunacak olanlardır. Bu durumla alakalı Avrupa ve diğer batı ülkelerine bakıldığında genç neslin evliliğe bakışlarının pek de olumlu yönde olmadığı görülecektir. “İleri endüstri ülkelerinde evliliğin özellikle gençler arasında sorgulanmaya başlanması, yeni yaşam biçimlerinin doğmasına yol açmıştır. Bir çiftin evli olmadan cinsel bir ilişki içinde birlikte yaşaması, batı ülkelerinin çoğunda evliliğe alternatif yaygın bir kültür olmaktadır” (Sprecher et al.,1998: 31).

Aile kurumuna yönelik büyük bir risk oluşturan bu tür yaşam biçimleri bizim toplumumuza da bilinçli olarak sokularak normalleştirilmeye çalışılmaktadır. İslami yaşantıya tamamen ters olan bu tür fikirler dizi, film, sosyal medya gibi araçlar kullanılarak bireylere işlenip aile yapısını tahrip etmektedir. Bu tür zararlı fikirlerin İslam topluluklarına etkisi Avrupa ve Batı toplumlarına etkisinden çok daha kötü olmaktadır. Çünkü “Malûmdur ki, âlâ bir şey bozulsa, ednâ bir şeyin bozulmasından daha ziyade bozuk olur. Meselâ, nasıl ki süt ve yoğurt bozulsalar yine yenilebilir. Yağ bozulsa yenilmez, bazan zehir gibi olur”(Nursi,2004:96).Eğer Müslüman olan bir kimse İslamiyet çizgisinden ayrılırsa daha başka hiç bir dine giremeyecektir. Ve öyle bir kimsenin topluma muzır bir hale gelmesi olağandır. Çünkü yukarıda da ifade edildiği gibi yağ bozulursa zehir olur.
Toplum ahlakını bozan ve genç nesilleri zehirleyen böyle fikirlerin içimizde barındırılmamasının temel şartı İslam şuuruna sahip bireyler yetiştirmekten geçmektedir. Bu şuuru kazandıracak ve toplum düzenini sağlayacak olan yerde yine aile kurumunun kendisi olacaktır. Çünkü insan en ilk öğrenimine aile okulunda başlar.

3. Eğitim ve Öğretimin İlk Basamağı: Aile Okulu

Sokrat’ında ifade ettiği gibi ‘‘Çocukların ilk ve en etkili öğretmenleri anne babalarıdır.’’ Özellikle anne faktörünün çocuk üzerindeki etkisinin babadan daha ziyade olduğu söylenirse pekte yanlış bir çıkarım yapılmış olmaz. Çünkü çocuklar dünyaya gelmezden evvel daha anne karnında iken dış dünya ile etkileşim halinde bulunmaktadırlar.
İlk eğitimini anne ve babasından alan çocuk, hayatını bu eğitim üzerine temellendirmeye başlar. Bu sebepten dolayı çocuk okul hayatına anaokullarında veyahut kreşlerde değil aile kurumunda başlamaktadır. Aile okulunda çocuk adeta bir ayna vaziyetini alarak başta anne babasından sonrasında ise çevresinden gördüklerini dışarıya yansıtmaya başlar.

2015 yılında Milliyet Haber’in uzman bir pedagog ile sigara kullanma yaşının düşmesiyle alakalı haberi bu duruma örnek olarak gösterilebilir: “Uzman Pedagog Sevil Yavuz ‘Çocuklar arasında sigaraya başlama yaşının düştüğünü ve sigara kullanımının yaygınlaştığına dikkati çekti ve anne babalara öneriler verdi.’ Tüm sosyal hayatta çocuk sigarayı görerek büyüyor. Çocuk için en vahimi ise sigarayı evde ebeveynlerden birinin ya da her ikisinin de içmesini görmesidir. Çünkü eğer annen babam sigara içiyorsa sigara iyi bir şey diye düşünebilir. Çünkü çocuklar için anne babaları kahramandır ve her şeyin doğrusunu onlar bilir. Ne kadar anne babalar çocuklarına sigaranın kötü bir alışkanlık olduğunu söyleseler de onlara sigara içerek bir model oldukça gerçekçi bir açıklama yapmış olmuyorlar.” (Milliyet Haber,2015)

Yukarıda ifade edilen haberden de anlaşılacağı üzere çocuğun yetiştirilmesinde en büyük görev başta anne babasına daha sonrasında ise öğretmenlerine düşmektedir. Çünkü çocukların rol model olarak alabilecekleri ikinci bir kişi öğretmenleri olabilmektedir. Verilen sigara içme örneği genişletilebilir ancak sadece söz ile çocuğa kötü alışkanlıklardan sakınmasını söylemenin yeterli olmadığını, ahvaliyle de göstermenin ne kadar önemli olduğu açısından güzel bir örnektir.

Bu yüzden çocuğunu vatanına milletine ve ailesine faydalı, İslami bir şuur ile yetiştirmek isteyen ebeveynlerin başta kendilerinin İslam’ı en doğru şekilde yaşayıp çocuklarına yansıtmaları gerekmektedir. Ve sonuç olarak aile okulunda iyi bir şekilde yetiştirilen genç nesiller milletine faydalı olacak ve toplum düzenini muhafaza edeceklerdir.

4. Aile Mahremiyeti

Aile okulundaki bireylere verilmesi gereken diğer önemli derslerden birisi de aile mahremiyeti hassasiyetinin oluşturulması olmaktadır. Günümüzde bu mahremiyetin muhafazasının sadece akşam vakti evin perdeleri çekerek evin içini görülmemesini sağlamaktan ibaret olmadığı aşikârdır. Çünkü artık insanlar her halini istediği an binlerce kişinin nazarına sunabileceği araçlara sahip olmuşlardır. Bu araçlar doğru bir şekilde kullanılmadığı taktirde mahremiyeti zedeleyerek aile kurumunun tahribine sebep olabilmektedir.
Sosyal medya bu araçların başında gelmektedir. Aile okulunda ebeveynlerin bu araca kayıtsız kalmayarak çocuklarının bilinçsiz şekilde kullanımlarına sunmamaları gerekmektedir. Günümüzde çoğu insan için zorunlu bir ihtiyaç haline gelebilen bu araç bazıları için ise bağımlılığa bir hastalığa dönüşebilmektedir. İnsanların sosyalleşmesini sağlamak amacıyla kurulduğu iddia edilen bu araçların aksine insanları daha da yalnızlaştırdığı ve ortamdan soyutladığı görülmektedir.
Aile mahremiyetini de ihlal edebilen bu araçlara anne ve babaların kayıtsız kalmamaları gerekmektedir. Ev ahalisini yabancı nazarlardan sakınmak için perdeyi çeken bir babanın sosyal medyada binlerce kişi tarafından görülebilen çocuğunun fotoğrafından haberdar olmaması büyük bir tezatlık oluşturmaktadır.

5. Annenin Çalışmasının Aileye Yansımaları

Yukarıdaki başlıklarda da ifade edildiği gibi çocuğun ilk öğretmeni onun annesidir. Nesiller esas olarak anne vasıtasıyla yetiştirilir. Annenin iş hayatında bulunması çocuğun ilk öğretmeninden mahrum kalmasına sebep olmaktadır.

İslamiyet anne ve babaya farklı roller biçmiştir. Evin geçimi babanın üzerinedir. Anne ise muhafaza memurudur ve çocuk yetiştirilmesinde esas görevli kişidir. Eğer bir toplumu yok etmek istiyorsanız başlıca yapacağınız şey aile kurumunu yıkmak olacaktır. Aile kurumunu da yıkmanın yolu anneye İslamiyet’ten daha farklı roller biçerek ev hanımlığından utanmasını sağlamaktan geçmektedir.

Ekonomik özgürlüğünü kazanmak adı altında çalışmaya yönlendirilen anneler sebebiyle çocuklar kreşlerde aile bilincinden ve anne şefkatinden mahrum bir şekilde büyümektedirler. Ayrıca ebeveynlerin her ikisinin de çalıştığı ailelerde boşanma oranı daha fazla olup bu durumdan en büyük zararı yine çocuklar görmektedir. “Gelişmekte olan ülkelerde ise kadının işgücüne aktif katılımının artmasıyla, gelişmiş batılı ülkelerdeki kadar ciddi boyutlara ulaşmasa bile çok sayıda evliliğin boşanma riski altına girdiği kabul edilmektedir” (Benedek and Brown, 1997:2)

İslamiyet ilim öğrenmeyi farz kılmıştır, para kazanmayı değil. “İlim kadın ve erkek üzerine farzdır” (İbn Mace,1372:119). Uygun ortam sağlandığı taktirde kız erkek fark etmeksizin çocukların eğitim ve öğretimini tamamlaması dini olaraktan da bir zorunluluktur. Ve bir anne için eğitim hayatında edindiği birikimi para kazanmak için değil çocuğunu yetiştirmek için kullanması aile kurumu ve toplum açısından en hayırlısıdır.

Sonuç

Bu makalede yapılan çıkarımlar ile şu sonuçlara ulaşılmıştır: Toplum düzeninin sağlanabilmesi ancak aile muhafazasının sağlanabilmesi ile mümkün olmaktadır. Aile muhafazasının sağlayabilmenin Müslüman topluluklarda başlıca şartı aile kurumunu İslami esaslar üzerine kurmaktan geçmektedir.
İslami kaideler üzerine temellendirilen aile kurumunda karı koca arasındaki ilişkinin nasıl olması gerektiği, anne ve babanın aile içindeki esas vazifelerinin neler olduğu, çocuğun yetiştirilmesinde anneye ve babaya nasıl roller düştüğünü, çocuğun nasıl bir şuurda yetiştirilmesi gerektiği gibi durumlar en ince hatlarıyla belirlenmiştir. Çeşitli alt başlıklar ile tüm insanlık için evrensel bir gereksinim ve kurum olan ailenin devamlılığının sağlanabilmesinin toplum düzeni açısından önemi vurgulanarak, bu devamlılığın sağlanabilmesinin de yine evrensel bir din olan İslamiyet kaideleri ile mümkün olacağı sonucuna varılmıştır.

KAYNAKÇA

BENEDEK, E.P. AND BROWN, C.F. (1997) Boşanma ve çocuğunuz, çocuğunuzun boşanmanızla baş etmesine nasıl yardımcı olursunuz (Çeviren: S. Katlan), HYB Yayıncılık, Ankara.

GÖKALP, Ziya, (1978), Makaleler IX, Hz.: Şevket Beysanoğlu, İstanbul.

İBN MACE EBU ABDULLAH, Mukaddime, Kahire 1372. B.17; Heyscmî, Mecmeu’z-Zevâid, i, 119.

İZZETBEGOVIÇ, Aliya. Doğu ve Batı Arasında İslam, çev. Salih Şaban, Nehir Yayınları, İstanbul, 1980:78.

MİLLİYET HABER, (2015), https://www.google.com/amp/www.milliyet.com.tr/amp/pembenar/pedagog-sevil-yavuz/cocuklar-neden-sigara-icer-2116189 .

NURSİ, Bediüzzaman Said , Lem’alar, RNK Yayıncılık, İstanbul,2004.

NURSİ, Bediüzzaman Said, Mektubât, RNK Yayıncılık, İstanbul, 2012.

SPRECHER, S., Cate, R. and Levin, l. (1998) “Parental divorce and young adults beliefs about love”, Journal of Divorce and Marriage, 28 (4) 21-35.

TİRMİZİ, Ebû İsa Muhammed b. İsa b. Sevre es-Sülemi. 1978 el-Câmiü’s-sahih sünenü’t-Tirmizi: el-menakıb ve’l-feharis. thk. ve şerh Ahmed Muhammed Şakir. Kahire: Mustafa el-Babi elHalebi.

TÜİK, (2008) Boşanma istatistikleri 2007, T.C. Türkiye İstatistik Kurumu Yayınları, Ankara.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.