ALTIN 275,78
DOLAR 5,7217
EURO 6,3247
BIST 100.339
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 26°C
Parçalı Bulutlu

Köle

Köle

“Vermek istemeseydi, istemek vermezdi.”

Duanın mahiyetini kavrayabilmemize katkıda bulunabilecek, içeriğinde derin manalar bulunduran bir cümle. 

İnsan her daim en güzelini, en iyisini, en faydalısını istemektedir. Doyumsuz bir yaratılışa sahiptir. Sınırsız isteklerini karşılamak ve kendi faydasını maksimum seviyelere taşımakla ömrünü geçirir. Peki elimizde olana kanaat edip, ellerimizi ver diye değilde şükür için açtığımız oluyor mu?

Anlatılan şu kıssa dile getirmek istenilene güzel bir örnektir.
Abdülkadir Geylani Hazretlerine birisi bir köle hediye ediyor, diyor ki:
“Bu köleyi alın, zatınıza hizmetçi olsun.”
Köle, hiçbir hakkı olmayan, efendisinin arzusuna tabi insan demektir.
Daha doğrusu beşeri haklarının yarısı efendisinin elinde olan kimsedir.
Abdülkadir Geylani Hazretleri köleyi alıyor, evine getiriyor, “Evladım, bak,” diyor, “şu odalar yatma yeridir, şu elbiseler de giyilebilir. Yemek istiyorsan işte şu yemekler var.”
Ondan sonra soruyor: “Şimdi gördün bunları, nerede yatmak istersin?”
Kölenin cevabı: “Nereyi münasip görürseniz.”
“Peki hangi elbiseyi giymek istersin?” “Hangisini uygun görürseniz.”
“Hangi yemeği seversin?” “Hangisini verirseniz.”
Köle böyle cevaplar verince, Abdülkadir Geylani Hazretleri gözyaşı dökmeye başlıyor. Köle bu sefer tereddüt ediyor, üzülüyor, acaba hatalı bir cevap mı verdim diye. Geylani Hazretlerinin gözyaşları sürekli akınca köle yaklaşıyor,
“Efendi Hazretleri, kusur ettiysem, özür dilerim, hata mı ettim acaba?”
“Yok evladım yok, hata etmedin, tam isabet ettin” diyor.
“Niye ağlıyorsunuz öyleyse?” deyince: “Söylediklerini dinledim de ondan.”
“Ben yanlış bir şey mi söyledim?”
“Yok, doğru söyledin. Keşke senin bana bu yaptığın itaat gibi, ben de Rabbime böyle bir itaatte, kullukta bulunsam da ömrümde bir defa olsun, Ya Rabbi, Senden hiçbir şey istemiyorum. Nereyi uygun bulursan o evde yatarım, hangi elbiseyi münasip görürsen onu giyerim, hangi rızkı verirsen onu yerim. Başka bir talebim yok Senden’ diyebilseydim. onun için ağlıyorum” diyor.

Evet, söyleyenden ziyade dinleyen arif olmak gerektir. Köle böyle söylemiş, ama dinleyen ne anlamış?

Her daim aciz olduğunu bilmek ve daima şükür halinde olmak gerektir. Tüm uğraşlarımızda Hakka dayanıp, zahirde şer görünene dahi razı olmalıyız, belki hakikatte hayırdır bilemeyiz.

O zaman Mehmet Akif gibi deriz:

“Allâha güven, sa’ye sarıl, hikmete râm ol

Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol”

Yazar: Murat SAĞLAM

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.