ALTIN 392,22
DOLAR 6,8612
EURO 7,7521
BIST 1,1249
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 32°C
Az Bulutlu

GÜL KOKULU MAKAMLAR

14.06.2020
46
A+
A-
GÜL KOKULU MAKAMLAR

Sabır, bir şeye tahammül etme, acıya katlanma, sıkıntı ve zorluklara karşı soğukkanlı davranma anlamlarına gelir. Dinde sabır ise ıstırap veren zorluklar karşısında hak yoldan sapmadan gönderilen çileye karşı isyan etmeyip, Hakk’a teslimiyettir.

Sabrın içinde bütün ahlaki güzellikler bulunduğu için, dinen çok önemli bir yeri vardır. Bakara suresinin 153. Ayetinde de denildiği gibi ‘’ Ey iman edenler! Sabır ve namazla yardım dileyin. Şüphesiz Allah sabredenlerin yanındadır.’’ İnsan yaratılışından itibaren aceleci bir varlık olmuştur. Her güzel şeyin hemen olmasını istemiş, kötü şeylerin ondan uzak olmasını dilemiştir. İşte bu sebeple sabredenler Allahu Teâlâ’nın katında her zaman ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Hz. Eyyüb (as)’ın çektiği çilelerden sonra feraha ve türlü türlü nimetlere ulaşması gibi. Hz. Yunus (as)’ın zifiri karanlık bir balığın karnından gün yüzüne kavuşması gibi, bunun pek çok örnekleri mevcuttur. Allahu Teâlâ her zaman sabredenlerle beraber ve onların daima yardımcısı olmuştur.

Sabır kelimesine çok güzel özetleyen Hz. Mevlana’nın ‘’Ayağına batan dikenler, aradığın gülün habercisidir’’ cümlesini de örnek gösterebiliriz. Bu söz aslında başarıda umutsuzluğa kapılmış kişilere bir umut kapısının olduğunu, bu zorlukların elbet bir gün bir güle kavuşacağını dile getirir. Atiyi karanlık görerek azmi elden bırakmamak gerektiğini anlatır, her zifiri karanlığın ardından elbet bir güneş doğacağı unutulmamalıdır.

Bu sözlerle alakalı güzel bir kıssa olan, Kur’an-ı Kerim’de Kehf suresinde ‘’65-82.’’ Ayetlerinde geçen Hz. Musa (as) ile Hz. Hızır (as)’ın arasındaki yaşanan kıssa şöyledir; (Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, kendisine tarafımızdan bir ilim öğretmiştik. Mûsâ ona, ‘’Sana öğretilen bilgilerden bana, doğruya iletici bir bilgi öğretmen için sana tabi olayım mı?’’ dedi. Adam şöyle dedi: ‘’Doğrusu sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin.’’. İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin? Mûsâ, ‘’İnşaallah beni sabırlı bulacaksın. Hiçbir işte de sana karşı gelmeyeceğim’’ dedi. O da şöyle dedi: ‘’O halde eğer bana tabi olacaksan, ben sana söylemedikçe hiçbir şey hakkında bana soru sormayacaksın.’’ dedi. Derken yola koyuldular. Nihayet, bir gemiye bindiklerinde (adam) gemiyi deldi. Mûsâ, ‘’Sen onu içindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu, şaşılacak bir iş yaptın.’’ dedi. Adam, ‘’Sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin, demedim mi?’’ dedi. Mûsâ, ‘’Unuttuğum için bana çıkışma ve bu işimde bana güçlük çıkarma!’’ dedi. Yine yola koyuldular. Nihayet bir erkek çocukla karşılaştıklarında adam (hemen) onu öldürdü. Mûsâ, ‘’Bir cana karşılık olmaksızın suçsuz birini mi öldürdün? Andolsun çok kötü bir iş yaptın!’’ dedi. Adam, ‘’Sana benimle beraberliğe asla sabredemezsin demedim mi?’’ dedi. Yine yola koyuldular. Nihayet bir şehir halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Halk onları konuk etmek istemedi. Derken orada yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar gördüler. Adam hemen o duvarı doğrulttu. Mûsâ, ‘’İsteseydin bu iş için bir ücret alırdın’’ dedi. Adam, ‘’İşte bu birbirimizden ayrılmamız demektir’’ dedi. ‘’Şimdi sana sabredemediğin şeylerin iç yüzünü anlatacağım.’’ dedi. ‘’O gemi, denizde çalışan bir takım yoksul kimselere ait idi. Onu yaralamak istedim, çünkü onların ilerisinde her gemiyi zorla ele geçiren bir kral vardı. Çocuğa gelince, anası babası mümin insanlardı. Onları azgınlığa ve küfre sürüklemesinden korktuk. Böylece, Rablerinin onlara, bu çocuğun yerine daha hayırlı ve daha merhametli bir çocuk vermesini diledik. Duvar ise şehirdeki iki yetim çocuğa ait idi. Altında onlara ait bir define vardı. Babaları da iyi bir insandı. Rabbin, onların olgunluk çağına ulaşmalarını ve Rabbinden bir rahmet olarak definelerini çıkarmalarını istedi. Bunları ben kendi görüşüme göre yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin iç yüzü budur’’ dedi.) İşte Allah (cc.) her şeyi en ince detayına kadar yöneten ve kontrol edendir.

Kısacası o dikenler ve güller zahmetsiz rahmet olmayacağının bir sebep ve sonucudur. O dikenler, bu kadar dünya hayatına dalan insanoğluna bir hatırlatmadır. Sonucu gül kokulu makamlara ulaşsın diye.

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.