ALTIN 459,15
DOLAR 7,6677
EURO 8,9181
BIST 1,1623
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 27°C
Parçalı Bulutlu

Covid-19 SONRASI EKONOMİ

14.06.2020
194
A+
A-
Covid-19 SONRASI EKONOMİ

Birinci Bölüm

Covid-19 salgının ekonomiye etkisiyle birlikte oluşan sorunların çözümünde yetersiz kalınması ile birçok ortak görüş yeni liberal dönemin sonlandığının ve Dünya’nın farklı ve yeni bir ekonomik düzene gireceğini ifade etmektedir. Yeni liberalizmin Covid-19 ile mücadele konusunda ne tür sorunlar oluşturduğunu geçmişten günümüze tarihsel süreci göz önünde bulundurularak cevap verilebilir. Küresel Keynezyenizmin 1970 yılında çöküşünden sonra Yeni liberalizm hazırlık dönemi 1980 yılında başlamıştır.

Ülkelerin birçoğu bu sisteme bizim ülkemizde dahil askeri bir darbeyle geçmiştir. Bu sistem ile birlikte kapitalizmin özüne döndüğü ifade edilebilir. Washington  Konsensüsü ile birlikte diğer ülkelere dayatılan ekonomik politikalar şunlardır: Dış ticaretin serbestleştirilmesi, döviz kurunun tam serbest veya kontrollü akışa bırakma, iş gücü piyasalarında esnekleştirilme, sermaye kontrollerinin kaldırılmaya başlanılması, daraltıcı para ve maliye politikaları sebebi ise emeğin reel ücreti baskı altında tutularak maliyeti en aza indirip rekabet gücünü sağlamayı amaçlamaktır. Türkiye diğer ülkelerin aksine tüm maddeleri hayata geçirmiştir. 1980’lerde hayali ihracat gibi durumların ortaya çıkması programın bu yıllar için başarısız olduğunun göstergesi olmuştur. 1990’lar Yeni liberalizmin 1980’lerden farklı olarak hazırlık döneminin geçtiği ve Washington Konsensüsü ’nün 10 emir diye nitelendirilen maddelerinin tam olarak uygulandığı dönem olmuştur.

Son dört maddesi: Yabancı sermaye akımlarının serbestleştirilmesi, özelleştirmeler, serbestleşme ve mülkiyet haklarının korunması(Afrika ülkelerine yönelik). Bu maddeler birçok ülkenin borç krizine girmesine sebep olan maddelerdir. Özellikle yabancı sermaye akınlarının serbestleştirilmesi krizin başlıca sebeplerindendir. 1990’lar uluslararası sermaye akımlarını devletler arası borç akımları yerine özel banka ve finans kesiminden borçlanmaları alarak Türkiye için 1994 krizine giden yolu açılmıştır. Yeni liberalizmin 1973-1990 arası bu döneminde ülkelerin birçoğunun büyüme oranları düşmüştür. 1990’lar normal büyüme patikasından sapmaların en çok olduğu yıllardır. Ayrıca büyük çöküntülerin oranının da yüksek olduğu yıllardır.2000’lere gelindiğinde sermaye giriş çıkışının serbest olması ve bizde de Türk parasının değerini koruma kanunun kaldırılmasıyla diğer ülkelerle birlikte döviz kurunun piyasada belirlenmesi istikrarsızlığın başlıca kaynağı olmuştur.

Sermaye girişi ile birlikte ulusal paranın değer kazanması az gelişmiş ülkeler için dış ticaretin aleyhe dönmesine sebep olarak cari açıklarının yükselmesine neden olmaktadır. Öbür taraftan sermaye çıkışı ile ulusal paranın değer kaybetmesi emeğinin değerinin düşmesine ve de üretiminin çoğunu ithal girdi kullanarak gerçekleştiren yine az gelişmiş ülkeler için sorun oluşturmaktadır. Sonuç olarak Yeni liberalizm başlangıcından günümüze kadar pekte başarılı bir performans sergileyememiştir. Bizim ülkemiz için etkilendiği 1994, 2001,2008 gibi krizler bu dönemin mahsulüdür. Ve Covid-19 ile mücadelede piyasaya aktif müdahalenin gerektiği bu dönemde yukarı serbestlikler mücadelede sorun oluşturmakta ve durumu içinden çıkılmaz bir hale getirmeye devam etmektedir.

İkinci Bölüm

Pandemi ile birlikte şu anki mevcut sistemin bu tür ani şoklara hazırlıklı olmadığı da ortaya çıkmış oldu. İnsanların birçoğu artık eskisi gibi olmayacağı söylemekte. Dünya’daki hâkim ekonomik sisteme gelince şöyle bir çıkarım yapılsa pekte yanlış bir çıkarım yapmış sayılmayız: Her canlının bir ömrü olduğu gibi hatta yıldızların, gezegenlerin de bir ömrü olduğu gibi devletlerin, sistemlerinde bir ömrü vardır. Ve Kapitalist sistemin de bir ömrü var ve bir gün sonlanacak. Corona ile birlikte mi son bulacak sorusunun cevabını ancak yaşayıp görerek öğrenebiliriz kanaatindeyim. Ancak pekte uzak bir gelecek olmadığını söyleyebiliriz. Çünkü insanlar geçmişte köle olmak istemedikleri gibi günümüzde de ücretli çalışan olarak emeğinin karşılığını alamayarak sömürülmek istememektedir. Ve mevcut sistemin emek sömürüsü üzerine kurulduğunu iki basit cümle ile özetleyerek anlatabiliriz. İlki sen çalış kazan ben yiyeyim. İkincisi ben tok olduktan sonra başkası açlıktan ölse bana ne.

Bu düşünceler homo economicus olarak tanımlanan bencil insan modeli açısından doğru olarak kabul edilse de gerçekte insanın kendi eliyle kendisinin ve ırkının mahvına sebep olmaktan başka bir şeye yaramadığının kanaatindeyim. Sen çalış kazan ben yiyeyim cümlesinin veyahut insanlığın bir hastalığı olarak da ifade edilebilecek bu cümlenin günümüzde karşılığı faiz olmuştur. Ve günümüzde sermaye hareketlerinin kapitalizmin özüne döndüğü bu sistem ile birlikte tamamen serbest oluşu bu hastalığı daha da derinleştirmektedir. En basit haliyle faiz haddi yatırımcıların ülkelere fabrika gibi üretim ve istihdam sağlayacak yatırımlar yerine portföy yatırımlara yönelmesine sebep olmaktadır. Bu da uzun vadede ülkelerin büyümesine değil tarihte görüldüğü gibi bir borç krizine doğru gitmesine neden olmaktadır. Diğer bir husus döviz kuru ile birlikte ulusal paraların değerinin herhangi bir değerli madene bile değil bir ülkenin para birimine bağlı olduğu günümüz kur sistemidir. Bu sistem ile birlikte ülkelerin rezerv para olarak tutmak zorunda olduğu para biriminin sahibi olan ülke isteği her şeyi kâğıt maliyetine alma kabiliyetine sahip olmaktadır. Ve bu kur sisteminin ana belirleyicisi de faiz haddi olmaktadır. Bir ülkenin döviz kuru yükseldiğinde emeğinin değeri otomatik olarak diğer ülkelere kıyasla düşmektedir. Sistemin bozukluğunu anlayabilmek için şu örnek yeterli olur kanaatindeyim.

Yazın yabancı turistlere hizmet veren bir otelde günlük 12 saat çalışarak elde ettiği kazançla ömründe yurtdışında kendi ülkesindeki gibi bir otelde tatil yapamayacak olan yerli çalışan, aylık öğrenci bursu ile tatil yapmaya gelen yabancı turistin masasını siliyor. Bunun adı bana göre köleliktir ama sisteme göre ücretli çalışan olmaktır. Yukarıda belirttiğimiz gibi insanlar köle olmak istemedikleri gibi ücretli çalışan olmak istemeyecekler. Ve ikinci cümlede olduğu gibi ben tok olduktan sonra başkası açlıktan ölse bana ne düşüncesinin yerine yani ulusal menfaatlerin yerine tüm insanlığın menfaatinin sağlamayı esas amaç yapıldığı adil bir düzen isteyecekler. Geçmişte bu sistemin numuneleri mevcuttur. İnsanlık ne zaman aynı gemideyiz düşüncesine sahip olmuşsa o zaman bir yol kat etmişlerdir. Corona sonrası yeniden aynı gemide olduğumuzun farkına vardığımız bir dönem olacaktır ama geçmiştekilerden farklı olarak daha adil bir sistem ile.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.